Crisis on Infinite Earths- Part 1 İnceleme


CW'nun Arrowverse dizilerinin her yıl Crossover yapma gibi bir olayı vardır. Minik eğlencelikleri ve bazı güzel anları olan bu crossoverlar yine de çoğunlukla kötü hikaye ve diyalog ile örtülür ve acı verici hale gelir. Yani normal bir CW dizisinden bir farkı kalmaz. Bu yıl ise daha ne kadar büyütebiliriz diyerek crossover'ı 5 bölüme çıkarmakla beraber çıkışını da yayarak gerçekten büyük hissetmeye çalıştırdı. Peki bu event diğerlerinden farklı mı yoksa her yıl izleyip yüzümüzü buruşturduğumuz şey mi ?

Sizi bir cevap ile bekletmekle uğraşamayacağım. Crisis olmamış, olamamış ve potansiyelini kullanamamış. Crisis on Infinite Earths taa geçen yıldan beri tohumları yerleştirilen bir event olsa da üzerine o süre boyunca hiç düşünülmemiş. Olay kısaca evrenlerin teker teker silinmesi ve kahramanlarımızın bu durumu durdurmak için çabalaması. Olay bu kadar ama bunu uzatmak için çok zorlamışlar. Her bölümü kaplayan yan olaylar ne yazık ki ana hikayenin yerini tutacak nitelikte değil. Sanki daha uzatmak için ne koyabiliriz düşünülmüş ve akıllarına gelen her şeyi koymuş yazarlar.



Ne kadar bu hikayeden spoilersız konuşmak istesem de spoiler vermeden hikayeyi elime almak zor olacak o yüzden değerli zamanınızı, benim gibi, gerçekten bu dizilere harcıyorsanız ve spoiler almak istemiyorsanız yazının geri kalanından uzak durmaya çalışın.

Nerede kalmıştık? Doğru, gereksiz uzatmalar. Hikaye bazen sadece 1 tane daha fazla cameo sokuşturmak için uzuyor diyebilirim. İkinci bölümde Lex Luthor bölümün sonunda biten bir Superman öldürme olayına girişiyor ve o sırada Smallville evrenine uğruyoruz. Yüz gülümseten bir an olabilir ama hikayeye bir katkısı yok. Aynı şekilde Kevin Conroy'un canlandırdığı bir Batman bulunuyor ikinci bölümde ve ne kadar onun sahneleri sanırım bu hikayenin en iyi kısmı olsa da hikayeye tek eklediği şey Batwoman'a kriptonit vermek oluyor ki o da daha sonra bir işe yaramıyor. Bölümler tamamen böyle sizi mutlu edebilecek ama hikayeye katkı sağlamayacak anlarla dolu.

Hikayenin genelinden ne kadar bahsetmem gerektiğini bilmiyorum çünkü daha tamamlanmadığı için çok bir şey diyemem ama tamamen "Bu kadar da olmaz" dedirten tesadüflerle ve kötü seçimlerle dolu. Hikayenin ilk bölümünde Oliver öldürülüyor, ki ölüşünü düzgünce göremiyoruz bile, ve diğer bölümlerde hep Oliver'ı görmemiz için gereksiz bir alt hikaye oluşturuyor. Düzgünce ilerlemeyen bir yan hikaye uğruna sonda daha tatmin edici şekilde öldürülebilecek karakteri ilk bölümden öldürüyorlar. Arrow'un tüm sezonu onun ölmek için hazırlanması ile alakalıydı ve bu büyük ölüm hiç tatmin etmiyor. Bunun gibi birkaç saçma seçim daha var ama çoğu bunun kadar bahsedilmeye değmez.



Peki ben neleri sevdim bu hikayede? Dediğim gibi ne kadar işlevsiz olsalar da cameoları beğendim. Yüzümü güldürdü çoğunlukla. Ayrıca bir crossover yapılmasının yanında getirdiği bazı karakter etkileşimlerini de beğendim. En çok ise Brandon Routh'un oynadığı Superman'i beğendim çünkü üzerine düşünülmüş ve oyuncunun o durumda bulunmayı istediği gayet belli. Uzun zamandır olmak istediği kişi olabilmiş. Şaşırmayacaksınız ama tek sevdiğim şeyler bunlar. Gerisi kötü diyalog, gereksiz alt olaylar ve saçma dramalardan oluşuyor. Daha konuşmak istediğim şeyler var, Lyla/Harbinger gibi, ama o rezilliklerden ve hikayenin genelinden daha sonraki yazıda bahsedeceğim.

Eğer bu hikaye gelecek ay ortasında değil de bu ay bitse daha memnun olurdum ve belki hikaye bu kadar uzatılmış hissettirmezdi ama yapacak bir şey yok. Kendisini CW dizilerini neden izlemeye zorladığını bilmeyen ben gelecek ay kesinlikle diğer bölümleri izleyip genel bir inceleme yapacağım ve bir puan vereceğim ama şimdilik böyle. Son iki bölüm beklenmedik bir şekilde çok iyi çıkarsa ve ben haksız kalırsam Batwoman dizisini izlemeye başlayacağımı rahatlıkla buraya yazıyorum. İlk bölümü izlemiştim ve o kadar kötüydü ki incelememiştim bile ama dediğim gibi diğer bölümler iyi çıkarsa sonum yakındır.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.