Death Stranding İnceleme | Kargo Taşımak Hiç Bu Kadar Eğlenceli Olmamıştı!



Kojima MGS serisi ile daha işini bitiremeden Konami, Kojima ile yollarını ayırmıştı. Kojiima boşta kalınca da Sony ile bir olarak Kojima Production’ı kurmuş ve yeni oyunu Death Stranding için kollarını sıvamıştı. MGS V: Phantom Pain gibi yarım yamalak bir oyun ile oyunculara veda etseydi hepimiz çok üzülürdük ama o direkt olarak yeni oyunu için çalışmaya başlamış hatta Sony’den de paraları almıştı. Artık istediği türde oyun yapabilir ve biz oyuncuları memnun edebilirdi. İşte tamda bu yüzden hiçbir şey anlamasak da Death Stranding için heyecan duyuyorduk. E3 2018’e kadar böyle devam etti neredeyse. Çıktığı bütün konferanslarda full sinematik odaklı fragmanlar yayınlıyordu ve bizim de aklımızı karıştırmaya devam ediyordu. Ta ki E3 2018’e kadar. E3 2018 sony konferansının sonlarına doğru yine death stranding gösterilmeye başlandı. Yine bir sinematik ile açılınca yeter dedim ama bir gariplik vardı çünkü Norman Reedus’un karakteri sadece yürüyordu ve bir şey taşıyordu. Hepimizin tepkisi tabii ki “ne” oldu. Bu bir kargoculuk simülatöründen başka bir şey değil miydi? Dalga geçerek bunun bir ptt kargo simülasyonu olduğunu söylemiştim ama sanki o dediğim şey gerçek oluyordu. İşte tam o sırada "Şaka di mi" dedim. Kojima bunca zamandır kargoculuk simülatörü mü yapıyordu? Bütün beklentilerim ve oyuna olan heyecanım 0’a düşmüştü fakat 2019’un ortalarında bir anda Youtube’a yüklenen Death Stranding fragmanı ile tekrar heyecanlandım çünkü bu fragman çıkış tarihi ve daha birçok şeyi gösteriyordu.

Bu oyunda kargo taşımaktan başka dövüşebiliyor hatta ve hatta silah kullanabiliyorduk. Görselliğin zirvede olduğu bu fragmanda Norman Reedus’un yanında diğer oyuncuları görüyor ve hikayeye neler kattıklarını rahatça anlayabiliyorduk. Evet oyun bir kargo taşıma simülatörüydü ama mücadele hissi de hiç eksilmemişti. İşte tam o anda fragmanın sonuna geldik ve karşımızda kanlı canlı çıkış tarihi duruyordu. 8 kasım 2019 hepimizin şaşırdığı andı çünkü ben ve birçok kişi bu oyunun Playstaiton 5’e çıkacağını düşünüyordu. Playstation 5’in çıkış oyunlarından biri olur diye düşünürken 2-3 ay sonra herkesin bu oyunu oynayacağını düşünmek beni delice heyecanlandırıyor hatta ve hatta arada bir ulan bu oyunu ön sipariş versem mi diye de düşünmeye itiyordu. Tokyo Game Show etkinliğinde tam tamına 50 dakikalık bir oynanış gösterilmişti ve Hideo Kojima oyununu öve öve bitiremiyordu. Başka oyuncular ile nasıl etkileşime gireceğimiz anlatıyor ve bu yeni mekaniğe Strand adını verdiğini belirtiyordu. Gameplay ne kadar şey gösterse de kimse bu oyunun asıl amacının kargo taşımak olduğunu düşünmemişti. Neyse günümüze gelirsek ben ve birçok kişi bu oyunu oynadı ve inceledi ama herkes ya oyunu öve öve bitiremiyor ya da gömüyordu ama öven de haklıydı gömen de çünkü Death Stranding’i her ne kadar beğensem de bu oyun herkese hitap etmiyor çünkü bu oyun deneysel bir yapım. Düşünün, böyle bir kargoculuk oyununu başka bir firma çıkarsa bu kadar sevilir veya tavsiye edilir miydi hadi onu geçtim Sony böyle bir oyuna yatırım yapar mıydı? İşte Hideo Kojima etkisi burada geliyor çünkü böyle biri olmasaydı, yani MGS serisinin babası ve çıkmamış Silent Hill oyunun yapımcısı, kimse bu oyunu çıkarttırmazdı.


Oyunun hikayesini anlatmadan önce bazı detaylar vermem gerekiyor ki daha iyi anlayasınız. Oyun kıyamet sonrası bir amerikayı anlatıyor peki bu kıyamet nedir? Bu kıyamet Death Stranding yani Türkçe'deki anlamı ile Ölüm Kıyısı demek. Strand karaya vurmuş deniz canlıları için kullanılan bir kelime. Karaya vurdukları zaman kendi başlarına suya geri dönemeyince karaya vurmuş oluyorlar yani Strand oluyorlar. Oyun bu deniz canlılarını gözümüze sokuyor fakat bunlar metafor olarak kullanılmış yani bir amaçları yok. Bu kıyametten sağ kalan insanlar bu felakete Ölüm Kıyısı adını vermişler. Yaşayanlar ile Ölüler arasında ki bağın zayıflaması sonucu Kıyı Varlıkları adındaki hayalet gibi görünen yaratıkların yaşayan her canlıya saldırmasına deniyor. Bu kıyı varlıkları ahirete geçemedikleri için bizim dünyamızda kalıyorlar yani kıyıya vurmuş oluyorlar. Aynı bir deniz canlısının kıyıya vurmuş olduğu gibi. Kıyı varlıkları ölen bir ceset ile etkileşime geçince kararma adı verilen atom bombasından daha güçlü bir patlamaya ve Zamanyıkım adı verilen hangi canlıya değerse onu yaşlandıran bir yağmura da sebep oluyorlar. Bu yüzden insanlar kendini düğüm adı verilen sığınaklara saklıyor ve dışarı çıkamıyorlar. O yüzden kargoculara ihtiyaçları var. Ana karakterimiz Sam Porter Bridges da bu kargocular dan biri ve bir nevi süper güce sahip. Bu güçlere sahip olan insanlara ise Öteleşim sahibi insanlar deniyor. Öteleşim seviyesine göre güçlenen bir özellik. Ana karakterimiz Sam 2.seviye öteleşime sahip ve bu onun Kıyı Varlıklarını hissetmesine yarıyor. Daha üst seviyedeki öteleşime sahip kişiler Kıyı Varlıklarını görme, Işınlanma hatta ve hatta onları kontrol etme gücüne de sahip olabiliyorlar ama benim özellik dediğimin aksine oyun bunlara alerji diyor. Öteleşim sahibi insanlar Kıyı Varlıklarının ana maddesi olan kiral’e karşı alerjili ve bu yüzden istemsizce göz yaşı döküyorlar. Ötecilik ise Sam’in Derz adındaki yerde yeniden doğmasına deniyor. Sam bu yüzden ölümsüz ve bu da insanlar için onu daha bir değerli kılıyor. Oyunda birden fazla kargo şirketi bulunmakta ve bunlardan en büyüğü ana karakterimizin de içinde bulunduğu Bridges. Bridges kargo şirketi olsa da bir nevi hükümet görevi de görüyor. Hükümet olduğu için de diğer düğüm şehirlerini birbirine bağlamak en büyük amaçları ve alttan alta gizli deneyler yapıyor. Bu deneylerden biri de BB’ler. BB’ler aslen beyin ölümü gerçekleşmiş annelerinin karınlarından alınan bağ bebekleri. Anne karnını hissetmeleri için yapılmış özel kapsüllerde yaşayan BB’ler hem ölüm hem de yaşayanlar arasında bağ kurduğu için KV’leri tespit edip taşıyan kişinin onu görmesine yardımcı oluyor bu yüzden de kargocuların en büyük ekipmanlarından biri bu.


Detayları verdiğime göre ana hikayemize geçebiliriz. Sam Porter Bridges, karısı ve daha doğmamış çocuğu öldükten sonra kendini herkesten soyutlayıp bireysel kargoculuk yapan bir kargocu. Merkez Düğüm Şehrine yaptığı bir teslimat sonucu Fragile adında bir öteleşim sahibi ile karşılaşan Sam ona çarpmamak adına ağır bir fren yapar ve motorsikleti ile kargolarını kaybeder. Zaman yıkımın durmasını beklemek için küçük bir mağaraya giren Sam orada Fragile ile tekrar karşılaşır. Fragile’ın ona verdiği Fragile Ekspres’e katılma teklifini reddeder ve yoluna devam eder. Teslimatı yaptıktan sonra Ceset İmha Timinden Igor’un teklifi ile Nekrolaşmaya başlamış bir cesedi  yakıcıya götürme teklifini istemese de kabul eder ve yoldayken Kıyı Varlıklarının saldırısına uğrar ve cesedin patlaması sonucu Merkez Düğüm Şehri yok olur. Patlamadan Sam ve aslen Igor’un olan BB28 canlı çıkar. Sam uyandığında kendini Düğüm Başkentinde bulur ve Dead Man adında birisi onu uyandırır. Dead Man’in zorunluluğu yüzünden istemese de Sam, Amerikan başkanı yani annesi ile tekrar buluşur. Bridget Strand’in Sam’den tek bir isteği vardır o da Amerika'yı yeniden bağlamak. İstemese de Annesinin ölümüne sebep olan Sam onu yakıcıya götürüp getirir ve Die Hardman ile buluşur. Die Hardman ona Amelie’nin yani kız kardeşinin kaçırıldığını ve Amerika'yı yeniden bağlamaya çalışırken başarısız oldunu söyler. Homo Demons adı verilen Terörist grup tarafından kaçırıldığını belirtir bu yüzden Sam'in Amerika'yı tekrar boydan boya kiral ağa bağlaması ve Amelie’yi kurtarması gerekir. Annesinin son isteği olan Amerika'yı tekrar bağlama görevini istemsizce kabul eder ama onun tek amacı kız kardeşi Amelie’yi kurtarmaktır. Amerika onun için önemli değildir.

 Ana senaryomuz bu. Kojima’nın söylediği "Yarınlar sizin elinizde" sözü de buradan geliyor. Amerika’yı kurtarmak için bütün düğüm şehirlerini kiral ağ’a katman lazım fakat ana hikayemiz bu olsa da Amelie’yi kurtarma ve Homo Demons ile yüzleşme oyunun son saatlerinde oluyor. Eee oyunun sonuna kadar ne oluyor derseniz de o evreni size tanıtmakla uğraşıyor. Karakterleri, Evrenin altyapısını ve daha birçok şeyi size o süre zarfında tanıtıyor. Oyunda toplam 15 Episode bulunuyor ve bu episode’ların hepsi ayrı bir karaktere ayrılmış durumda. O episode’larda karakterlerin neler yaşadığını, nasıl buralara geldiğini, yaşamlarını ve daha bir çok şeyi öğreniyorsunuz. Bu da sizi hikayeye bağlıyor. Bazı insanlar için bu anlatım çok kopuk gelebilir ama öyle değil. Bu baştan sonuna kadar bir yolculuk hikayesi. Sırasıyla bütün karakterleri tanıyor ve onları öğreniyorsunuz bu da sizleri evrene daha çok ısındırarak oyunun sonuna hazırlıyor. Tabii bu yolculuğumuzu zorlaştıracak bir etmen var o da Troy Baker’ın canlandırdığı Higgs karakteri yani Homo Demons’ın başı ve oyunun baş kötüsü. Oyun sırasında arada derede bir çıkıp “Hey Sam gel de yeni KV ile yüzleş” diyor ve karşımıza Boss yolluyor bu da oyunun temposunu arttırıyor. Ben Higgs’in kullanımını sevdim ama çok büyük bir sıkıntı var ki ondan oynanış tarafında bahsedeceğim. Ha bir de Mads Mikkelsen’ın oynadığı Clifford Unger karakteri var. Ben Clifford’ı sevdim ve hem evren hem Sam için büyük bir önem arz ediyor. Kendisini genellikle flashback sahnelerinde görüyoruz ama asıl amacı savaş bölümlerinde ortaya çıkıyor. Savaş bölümlerinden de oynanış tarafında bahsedeceğim. Kısaca özetlemem gerekirse ben hikayeyi ve sunumu sevdim hatta bazı yerlerde sinema filmlerine taş çıkartacak cinsten sahnelerde oluyor. Elimizde MGS V’in aksine giriş, gelişme ve sonuca sahip bir hikaye var yani yarım yamalak kalmıyor. Ayrıca tereddütünüz var ise söyleyeyim Sam’in hikayesi de bu oyunla birlikte son buluyor. 


Şimdi gelelim oynanışa. Herkesin dediği gibi bu bir kargoculuk oyunu mu ? Evet, bu başından sonuna kadar bir kargoculuk oyunu fakat kargocu olmak kulağa sıkıcı geliyorsa korkmayın çünkü Kojima bunu da eğlenceli yapacak bir yön bulmuş. Herkesin aksine ben oyunun başlarını da sevdim çünkü başlarında oyunun gelişeceğinin sinyallerini veriyor fakat oyunun başında çok sinematik var hem de çok. Tam oyunu oynayacağım diyorsunuz pat diye 20 dakikalık sinematik giriyor ve hevesiniz kursağınızda kalıyor. Sonrasında da bu olay düzelmiyor ama rayına oturuyor. Oyunda yürümeyi kojima bir mekanik haline getirmiş. Sadece yürümek olmuyor; Sam’in arkasında taşıdığı ağırlık, yürüdüğü zemin, havanın yağmurlu olması, ayakkabı giymek ve daha niceleri Sam’in yürümesinde etkili oluyor. Tabii denge kurmak da çok önemli çünkü denge kurmaz isek düşeriz ve bütün kargolarımız zarar görür o yüzden Sam’in bütün vücuduna kargoları düzgün bir şekilde yerleştirmeli ve dengemizi kurmalıyız. Her şeyi yaptıktan sonra sıra kargoyu ulaştırmaya geliyor. Yürüdüğünüz zemin ve ayakkabı giymek burada işe yarıyor. Zemin engebeli ise Sam’in ayağı takılabilip düşebilir veya ayakkabı giymez ise ayakları kesilir ve doğru düzgün yürüyemez. Suyun olduğu bölgelerde ayağımız takılırsa veya fazla derine gidersek hem kendimiz hem de kargolarımız mahvolur.

Tabii birde ekipmanlarımız var. Bir dağa tırmanacaksak yanımıza merdiven veya bir yerden hızlı inmek istiyorsak  tırmanma halatı almak zorundayız. Bunları yanımıza almak ek ağırlık olacağından seçimimizi iyi yapmamız gerekiyor. Oyunun başlarında sizlere bu mekanikleri öğretmek için elinden geleni yapıyor çünkü bunlara ihtiyacınız olacak. Oyunun başlarında bir terminalden diğerine kargo taşımak çok eğlenceli değildi belki ama bu mekanikler ile eğlenceli olmaya çalışıyordu. Kojima oyun tarihinde gördüğüm en gerçekçi yürümeyi yapmış. Bu o kadar gerçekçi ki Sam küçücük bir taştan dengesini kaybedip düşebiliyor, düz dağa tırmanırken ayağı takılıp kayabiliyor hatta ve hatta çok hızlı koşarsa duvara çarpıp kendisine ve kargolarına hasar verebiliyordu ama bu mekaniklerle bile eğlenceli olamıyordu. Ben ilk gün abartıp 4 saat aralıksız oynamasam şu an bırakın bu incelemeyi yapmayı oyunu bile oynamazdım. Fakat hem de koca bir fakat oyun 2.haritasına gidince o kadar eğlenceli oluyor ki ben bile kendime inanamadım.


 Episode 3: Fragile ile birlikte oyun yeni bir haritaya geçiyor. İlk 3 episode’daki harita daha çok tutorial görevi gördüğünden orada çok vakit geçirmiyorsunuz. Bu yeni harita oyunun çok önemli bir kısmını kapsıyor çünkü oyunun ana haritası burası. Kargoculuk yapmayı bırakmıyorsunuz belki ama kargo taşımaktan daha çok zevk alıyorsunuz çünkü bu haritada daha çok sorun ve daha çok ekipmanınız var. Silahlar, daha çok yapılar, araçlar ve daha fazlası. Birçok farklı yolunuz var yani oyunun başlarında kargoyu taşımak için sadece 1 yöntem kullanıyorsak bu haritada tonlarca farklı yöntem ile kargomuzu götürebiliyoruz. Kısaca örnek vermem gerekirse hızlıca bir yerden bir yere kargo götürecekseniz motorsiklet alın, 200 kiloluk kargo taşıyacaksınız güç iskeleti alın, nükleer bomba taşıyacaksınız uçan kurye kullanın, KV’ler ile uğraşmak istemiyorsanız o zaman Hematik Bomba kullanın gibi gibi yani benim verdiğim örnekler çok sığ ama daha neler neler var bilemezsiniz. Oyunda çok ilerleyince, neredeyse bütün ekipmanlarım açılınca karşımdaki problemi nasıl çözeceğime karar vermek çok kolaylaştı ki oyunun eğlenceli olduğu taraf burası. Kendi problemini kendinin çözmesi kadar zevk veren bir şey yok.

Peki Kojimanın bahsettiği bu Strand olayı nerede olaya nasıl dahil oluyor? Haritaya adımınızı ilk defa attığınızda hiçbir yapı göremeyeceksiniz, sanki kimse buraya adımını atmamış ve bir şey yapmamış. O bölgeyi Q pid ile Kiral ağa bağlayınca işler değişiyor ve sanki yeni bir bölgeye adım atmış gibi oluyorsunuz. O bölgeye giderken bomboş olan arazi bir anda yollar, PKY ile yapılmış yapılar ile dolmuş oluyor. İşte Kojimanın Strand olayı burada dahil oluyor. İnsanlar sizin haritanıza siz de onların haritasına yardım edebiliyorsunuz ve böylece yardımlaşarak o boş haritayı dopdolu bir hale getirebiliyorsunuz. Peki bu oyunu çok kolaylaştırmıyor mu? Hem evet hem de hayır. Bahsettiğim gibi bölgeleri kiral ağa bağlamak zorundasınız ve oraya giderken o bölgeyi kiral ağa bağlamazsanız ne siz yapı yapabiliyorsunuz ne de başka birinin yapısını görebiliyorsunuz. Bölgeyi kiral ağa bağladıktan sonra da diğer insanların yapısını görebiliyorsunuz. Bu sistem çok iyi yapılmış çünkü hem oyunu ilk oynayanların deneyimi yok olmuyor artı başkaları olmasaydı o haritada gezmek tam bir işkence olurdu. Mesela en basitinden yol yapmak. Oyunda yol yapmak büyük bir önem arz ediyor çünkü o yol haritayı boydan boya geziyor fakat yol yapmak çok maliyetli o yüzden biraz siz biraz da oyuncular ekliyor ve o yolları birlikte yapabiliyorsunuz. Oyunda 2 tane görev sistemi var. 1.si Sam’in taşımak zorunda olduğu kargolar yani ana görevler, 2.si de standart kargolar yani yan görevler. Maalesef bu görevlerde bir fark yok sadece taşıdığınız eşya değişiyor o kadar. Oyunda bir level atlama sistemi bulunmadığı için Sam’in ekipmanlarını geliştirmek için yan görev yapmalısınız çünkü yan görev yapmazsanız bütün ekipmanların sadece ilk seviyeleri elinizde bulunuyor. Bu yüzden her sığınağa kargo götürüp yıldızınızı arttırmalısınız. Bu sığınaklarda da tanıdık yüzler görmek mevcut. Edger Wright’tan tutun Conan O’Brien’a kadar irili ufaklı ünlüler oyunda bulunuyor hatta Kojima oyuna Sam Lake reisi bile eklemiş! neyse dediğim gibi her sığınakta 5 yıldız bulunuyor ve her yıldız arttırdığınızda size verdiği ekipmanın daha büyük seviyelisini veriyor. Böylece o ekipmanın hem özellikleri gelişmiş oluyor hem de hasar durumu.

Bir de aksiyona değinmezsem olmaz. Oyunun çok büyük bir bölümünü kapsamasa da oyunda savaşabiliyorsunuz. Oyunda 2 tane düşman tipi var. 1 Tanesi kargo sapıkları (evet incelemede onlara kargo sapıkları olarak hitap edeceğim) diğeri de Kıyı Varlıkları. 2 düşman tipini de hem gizlilik hem de aksiyona başvurarak yenebiliyorsunuz ama bunlar çok basitler be abi. Hani oyunun başlarında Kıyı Varlıklarının arasından nefesimi tuta tuta giderken oyunun sonlarına doğru isteyerek kendimi onlara yem ediyordum. Keza Kargo sapıkları da öyle önce gizlilik yaparken sonradan direk olarak isteyerek onlar ile savaşa giriyordum. Kolay olmalarını geçtim bu durum Bosslarda da aynı. Kıyı Varlıklarının yarattığı bosslar size doğru düzgün vurmuyor, vursalar bile çok kolay bir şekilde onları es geçebiliyorsunuz zaten boss’ların da 2 tane türü var birisi yunus diğeri ise aslan hani başka yaratık bile dizayn edememiş sevgili Kojima. Higgs’in size gönderdiği boss’larda bu kıyı varlıklarının daha büyük hali ve onlar da çok kolay. Oyunda adam akıllı tek boss savaşı Higgs ile yaptığımız son düello. Spoiler vermeyeceğim ama çok iyi olduğunu belirtmem gerek. Adeta MGS 4’ün sonunda fırlayan bir boss savaşı gibiydi. Bir de Clifford Unger ile yaptığımız bosslar var. Tema olarak her karşılaştığımızda farklı bir savaş alanına gidiyoruz çünkü Clifford’un zihni bir savaş alanı 1., 2.Dünya ve Vietnam savaşı dahil toplamda 3 kez Clifford ile karşılaşıyoruz fakat bunlar da aşırı basit. Clifford 4 tane iskelet askerini yolluyor. Onları yok ediyoruz sonra da Clifford’a ateş ediyoruz. Canını indirdiğimizde ise O başka bir yere kaçıyor ve bunu 3 kez tekrar edince savaş bitiyor. Sunum olarak çok iyiler ona bir şey diyemem ama oynanış anlamında birbirlerinin aynısı. Bu mudur yani Kojima? Daha iyi Boss veya daha iyi yapay zeka yapamadın mı? Aslında yapabilirdi ama Kojima’nın asıl amacı bu oyunu bütün insanların deneyim etmesini sağlamak o yüzden oyunda Çok Kolay adında bir seçenek var ama bu artı olmasını sağlar mı? Tabii ki hayır. Oyundaki başka bir detay ise öldürememek. Hani Sam her öldüğünde Derz’de tekrar canlandığı için oyunun zorluğu da ortadan kalkmış oluyor. Aslında oyunda bayağı bir öldürücü silah var ama bunları kullanmak size kalmış. Ben oyun sürem boyunca kimseyi öldürmedim ama öldürürseniz ne olduğunu söyleyeyim. Die Hardman sizi arayıp hemen o cesedi yakıcıya götürmenizi istiyor, eğer götürmezseniz gerçek hayatta 24 saat geçtikten sonra ceset patlıyor ve oyun sizi game over ekranına atıyormuş. Güzel bir detay olduğunu söylemeliyim. 


Grafiklere gelirsek eğer tek kelimeyle şaheser. Sanki bir tablodan fırlamış gibi grafik motoru olarak Horizon Zero Dawn’ın kullandığı Decima motorunu kullanıyor ve Kojima müthiş bir iş çıkarmış. Bu jenerasyonda gördüğüm en iyi grafikli oyun falan olabilir. Müzikler ise çok güzel. Birkaç farklı grubun müziğini kullanıyor ve manzaralı alanlarda otomatik olarak çalmaya başlıyor. Oyunu bitirmeme rağmen halen dinlediğimi söylemeliyim. Bu arada şuna da değineyim Kojima yaptığı yeni bir röportajda Kojima Productions’ın film yapmak istediğini de belirtmiş fakat umarım yapmaz çünkü Kojima anlatmak istediği hikayeleri uzun zaman aralığı ile anlatıyor. 2 saat onun için çok kısa olur ki onu geçtim zaten oyun dünyasında Kojima kadar iyi bir oyun yönetmeni doğru düzgün yok. Herif de giderse elimizde 2-3 tane iyi yönetmen kalır. İncelememin de sonuna gelmiş bulunuyorum. Gayet güzel bir şekilde oyunu anlattığımı düşünüyor ve size de şiddetle tavsiye ediyorum. Bu oyun izleyerek anlayacağınız bir oyun değil maalesef. Oynayarak deneyim etmeniz gerekiyor. 

PUANIM:82/100

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.