Sekiro Shadows Die Twice İnceleme | Yılın Oyunu Ödülünü Haketti Mi ?



2019'un 2018'e göre gayet kısır bir yıl olduğu aşikar. Fakat 2019 yılında da oyun severlerin yüzünü güldüren oyunlar çıktı. Bunlar arasındaki en gözde oyunlardan biride elbette From Software'den gelen yeni bir souls-borne oyunu olan Sekiro'ydu. Ne kadar Miyazaki "Bu oyun souls-borne değil" dese de oyunu oynayınca hepimiz anladık ki souls-borne'un en temel ve önemli mekaniklerine sahip bir oyundu Sekiro. Peki Sekiro gerçekten yılın oyunu olacak kadar iyi miydi? Gelin hep birlikte bakalım.

Hikaye

Hikayemiz kurgusal bir 16.yüzyıl Sengoku dönemi Japonya'sında geçiyor. Yıllar boyunca Shinobi eğitimi görmüş olan Wolf yani karakterimiz, ilk ve tek görevi olan Kuro adında Kutsal Varis'i koruma görevini alıyor. Fakat Kuro'nun peşinde olan Ashina Klan'ından olan Genichiro Wolf ile yaptığı dövüşte galip gelerek,Wolf'un sol kolunu keserek Kuro'yu kaçırıyor. Hikeyemizin spoilersiz özeti bu diyebiliriz. Aslında, Kutsal Varis ne, Ashina Klan'ının amacı ne, niye Kuro'nun peşindeler gibi çok mantıklı sorular sorabilirsiniz fakat bir souls-borne oyunu için bile bu kadar hikaye anlatımı görmek beni çok şaşırttı. Normalde item toplamadan veya npc'ler ile konuşarak adeta taşı toprağı sıkıp lore çıkarmadan hiçbir souls-borne oyununun ne anlattığından tam emin olamayız fakat Sekiro'da bunları yapmaya gerek kalmadan da gayet anlaşılır bir hikaye ve anlatım tekniği seçmişler. Ama aradığınız soruların cevabını yine bu yöntemlerle elde edebilirsiniz.



Mekanikler

Ve tabi ki bir souls-borne oyunun en önemli kısmına geldik. Fakat dövüş mekaniklerine girmeden önce yeni mekaniklerimiz olan platform ve gizlilikten bahsetmek istiyorum.Wolf sol kolunu kaybettiğinde, yerine mekanik bir kol veya oyundaki ismiyle Shinobi Prosthetic takıyor ve bu mekanik kol sayesinde uzaktakı çıkıntılara ip atarak, kendimizi attığımız yere çekebiliyoruz. Bunun yanında hareket şemamız da epey bir gelişmiş. Artık tırmanma, tutunma, binalardan sarkma gibi platforming'i çeşitlendirecek bir sisteme gidilmiş, fakat bu platforming kısımları öyle alelade yapılmış şeyler değil. Sadece dövüşler arası yapılması gereken şeylerden ziyade, mekan tasarımlarına o kadar güzel yedirilmiş ki dövüşler kadar önemli bir mekanik olmuş. Baktınız düşmanınız çok güclü hemen koşturarak bir binanın tepesine tırmanıp, dövüşten uzaklaşabilirsiniz. E peki düşmanlarınızın sayısı çok veya çok güçlü ise ne yapacaksınız? Burada da yeni bir mekanik olan gizlilik devreye giriyor.

Sekiro'da eğer düşmanlarınızda görünmeden yaklaşırsanız direkt bitirici vuruş yapabiliyorsunuz. Bu da oyuna olan yaklaşımınızı baya bir değiştiriyor. Artık eski souls-borne'larda olduğu gibi kılıcı kalkanı çekip, dikkatli yürüyerek ilerlemekten ziyade; çatı tepelerinde, çalılık köşelerinde mekanı çok daha fazla kullanarak oynamaya başlıyorsunuz. Aslında dövüş kadar önemli bir mekanik olmasının sebebi bu. Sekiro sadece kılıç dövüşüyle ilerleyebileceğiniz bir oyun değil. Zamanı geldiğinde bir Shinobi olarak gizliliğinizi zamanı geldiğinde ise kaçmayı düşünmenizi gerektiren bir oyun çünkü direkt dövüşe girmeye çalışırsanız, örneğin bir mini boss ile savaşıyorsunuz ve yanındaki dört npc ile de aynı anda başa çıkmanız gerekebilir bu da gereksiz zor bir savaş demek. Fakat tek tek sayılarını azaltarak mini boss ile birebir kapışmak daha kolay. Aynı zamanda Sekiro'da isminden anlaşılabileceği üzere Gölgeler İki Kere ölür mottosuyla hem siz hem de düşmanların birden fazla can barı var. Öldüğünüzde iki seçenek çıkıyor, direkt olduğunuz yerden tekrar doğabilir veya temelli ölmeyi tercih edebilirsiniz eğer tekrar dirilmeyi seçerseniz alttaki bar dolmadan tekrar ölmeniz durumunda bu sefer kalıcı ölümle yüzleşiyorsunuz. Bu barı doldurmak içinse gereken biraz süre ve biraz düşman öldürmek. Bunları yaptığınızda ise geri dirilme özelliğinize geri erişim sağlayabiliyorsunuz. Souls-borne'larda ölmek oyunun her zaman çok büyük bir parçasıydı fakat bunu ileri taşıyıp ölümü bir mekanik haline getirmek hem oyunu doğal yollardan kolaylaştırmışken hem de karşınızdaki bazı düşmanlara da birden fazla can barı vererek durumları eşitlemiş. Böylelikle çok daha taktiksel bir yaklaşım ile öncelikle gizli gidip, bitirici vuruşla can barını sıfırlayıp bir canını götürerek başlamak çok önemli.

Bitirici vuruşu iki koşulda yapabiliyorsunuz. Birincisi az önce söylemiş olduğum gibi gizli yaklaşarak ikincisi ise, düşmanın posture barını doldurarak. Posture'un tam bir Türkçe karşılığı var mı emin değilim fakat düşmanın defansı, duruşu diyebiliriz. Düşmana saldırmak veya düşmanın yaptığı saldırıları katananız ile deflect'lemeniz durumunda üstte bir bar çıkıyor bu par posture barı ve düşmanın defansı kırılmaya başlıyor. Aynısı sizin için de geçerli tabiki. Eğer saldırılara doğru zamanda karşılık verip doğru zamanda saldırırsanız posture barını arttırıyorsunuz ve en sonunda düşmani tek bir hamleyle indirebiliyorsunuz. Sekiro'nun en önemli ve dikkat edilmesi gereken mekaniği bu aslında. Eğer oyunu souls-borne gibi oynayıp saldırılardan kaçmaya çalışarak oynarsanız çok çabuk bir şekilde ölmeniz olası. Özellikle oyunun başında kolay bazı mini-bosslara on kere ölünce öğrenmeye başladım. Önemli olan doğru zamanda saldırılarılara L1 tuşu ile karşı gelip rakibin posture barını kırmak. O kılıçlar çarpışınkenki sesler de muazzam tatmin edici. Tabii ki de bloklanamayan ataklar da var bunlarda ise Mikiri Counter diye yeni bir özellik çıkıyor karşımıza. Düşman ağır bir saldırı yapacakken dodge tuşu ile silahı etkisiz hale getirip posture barına ciddi bir hasar verebiliyoruz veya düşman ayağınızı yerden kesecek bir saldırı yaptığında zıplayarak kaçmanız gerekebiliyor. Bu üç farklı saldırıları karşılamayı öğrendiğinizde Sekiro çok daha kolay bir oyuna dönüşecek.



Sekiro , önceki souls-borne'ların aksine artık level atlayıp özellik dağıtma mekaniklerine sahip değil. Bunun yerine can ve atak gücünü arttırmak için itemler kullanılmış. Prayer's Breed denilen, mini-bosslardan düşen ve 4 tanesini topladığımızda canımızı arttıran bir item ve de her boss kestiğimizde düşen itemlar ile atak gücümüzü arttırmamızı sağlayan Memory'ler var. Bunlar item bazlı geliştirmeler. Peki topladığımız xpleri ne yapıyoruz? Bu oyunda yapımcı ekip yetenek puanı sistemine geçmişler. Önceden topladğımız soullar ile özelliklerimizin levellarını kasardık. Şimdi ise topladığımız tecrübeler belli bir seviyenin üzerine çıkınca bir yetenek puanı kazanıyoruz ve üstüne üslük bunları kaybetmiyoruz. Bildiğiniz gibi önceden topladığınız soullar ölünce üstünüzden düşerdi, fakat Sekiro'da yetenek puanı alacak kadar tecrübe topladıysanız tecrübe puanlarını değil sadece yetenek puanına dönüşmemiş tecrübenin yarısını kaybediyorsunuz. Bu yeni mekanik ile ölmek artık o kadar da cezalandırıcı değil.

Yetenek puanları, yetenek ağaçlarındaki yeni özellikleri açmak için kullanılıyor. Yetenek ağacı demedim ağaçları dedim dikkat ederseniz. Oyunda ilerledikçe farklı tarzda özelliklere erişim sağlayacağınız yetenek ağaçları açılıyor çünkü. Bu yetenek ağaçlarında ise alabileceğiniz 3 farklı yetenek çeşidi mevcut. Combat Arts, Shinobi Martial Arts ve Latent Skills. Combat arts bunlar arasından tek aktif olan skiller. Bunlardan sadece birini aynı anda kullanabiliyorunuz ve kullandığınız yetenek size ekstra bir saldırı hareketi veriyor. Bu saldırı hareketlerini çok aktif bir şekilde kullanmadım çünkü blok ve normal saldırı işimi yeterince gördü. Martial arts ise pasif olarak kullanılan yani açtığınızda aktifleşen ve hep aktif olan yetenekler, havada blok yapma veya üstte anlattığım Mikiri Counter gibi özellikleri açmanıza yarıyor. Latent skilller ise yine pasif yetenekler olup, posture hasarı arttırma, düşmanlar tarafından daha zor farkedilme gibi özellikler açıyor. Bu yetenekler ile eskisi kadar olmasa da kendinize has karakter yaratmanız mümkün oluyor. Bu ana kadar birçok mekanikten bahsettik ve bu mekanikler bile çok yenilik içeren ve gayet eğlenceli, güzel çalışan mekanikler. Fakat mekanikleri bir üst noktaya taşıyan şey ise yeni mekanik kolumuz.

Bu mekanik kola bir sürü farklı Prosthetic yani protez takmamızı sağlıyor. Aynı anda sadece üç protez takabiliyoruz. Bu protezleri dövüşte farklı amaçlar için kullanıyoruz. Örneğin baltayı kalkanlı düşmanların kalkanını kırmak için, spear'ı posture hasarı için veya Flame Vent isimli protezi ateş hasarı vermek için kullanabilirsiniz. Bu protezlerden oyunda tam on adet var ve bunların her birisinin de farklı geliştirmeleri var. Ekstra olarak bir de ninjitsu yetenekleri var. Bu yetenekler gizlice bitiriş vuruşu yaptığınızda ekstra bir tuşa basarsanız aktif oluyor ve de o anki ninjitsu yeteneğinizi kullanıyor. Örneğin bunlardan biri, bitirici vuruş yaptığınız düşmanı sizin tarafınıza çekip, dövüşte yardım etmenize yarıyor. Bu mekaniklerin çoğunu kullanmak oyunun çoğu yerinde zorunlu bile değil. Blok ve düz saldırı ile de ilerleyebilirsiniz bu saydığım özellikler bir nebze oyunu kolaylaştırmanıza yarayan şeyler ve de kullanıamaları da bir o kadar keyifli. Bu kadar fazla mekanik oyunda ilerlerken yavaş yavaş bir şekilde verilip içinde boğulmamanızı veya unutmamanızı sağlaması da güzel bir artı.


Boss Savaşları

Tabii ki de bir souls-borne'u iyi bir oyun yapan önemli şeylerden bir tanesi de boss savaşları. Aslında Boss ve mini-boss savaşlarından biraz bahsettim fakat burada biraz daha derleyip toparlamak istiyorum. Dediğim gibi bu oyunda hem sizin hem de boss ve mini-bossların birden fazla can barı var. Mini-boss'larla dövüşmeden önce, eğer etrafında düşman varsa onları temizleyip, daha sonra gizli gidip bir can barını tamamen yok etmek çok etkili bir yöntem. Bu can barını yok ettikten sonra dövüşe girmek rakibin direkt bir can barı eksik başlaması demek ve eğer iki can barı varsa posture barını doldurduğunuzda direkt bitirici vuruş ile dövüşü kazanabilirsiniz.

Fakat durum boss'larda bu kadar kolay değil. Boss'lara gizli yaklaşıp bitirici vuruş yapmanız gibi bir durum yok. Seve seve o posture barını dolduracaksınız. Boss'lar her bir can barı kaybettiğinde bir sonraki formuna geçiyor ve işler daha da zorlaşıyor. Hepimizin bildiği gibi From Software oyunlarının zorluğuyla ünlü bir firma. Fakat oyunlarını ne kadar çok oynarsanız, aslında oyunların zor olmadığını farkediyorsunuz. Örneğin yukarıda anlattığım deflect, mikiri counter ve kaçma mekaniklerini öğrendiğinizde ve biraz etrafı araştırıp geliştirme eşyalarını bulduğunuzda, pratik yaparak geçemeyeceğiniz boss yok. Hatta ve hatta biraz daha karakterinizi geliştirmeye kasarsanız benim gibi bazı bossları ilk denemenizde bile geçebilirsiniz. Olay tamamen mekanikleri iyi öğrenip pratik yapmak.

Eksikler


Oyunu bu kadar övdük fakat incelemeyi bitirmeden biraz da eksilerden bahsedelim. Öncelikle gizlilik ile ilerlediğinizde düşmanların yapay zekasının ne kadar kötü olduğunu fark ediyorsunuz. Birini öldürüp uzaklaşıp beklediğinizde, npc'ler sizi unutup hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Fakat dövüşlerdeki yapay zekada bir sıkıntı yok. Bunun dışında mekan tasarımlarını övmüştüm fakat bunlar bir zamandan sonra tekdüze olmaya başlıyor. Çeşitlilik var fakat bir Bloodborne veya Dark Souls'daki kadar değiller. Görsel olarak da çok iyi sahneler olsa da genel olarak çok güzel gözükmüyor. Özellikle kapalı alanlarda grafikler hiç etkileyici değiller. Fakat pc'deki performansı gayet güzel, kare düşmeleri yaşamadan oyunu oynadım. Müziklerinin biraz daha iyi olmasını beklerdim çünkü hem Bloodborne hem de Dark Souls'u oynadığımda en az bir-iki şarkı aklımda kalırdı fakat Sekiro'da maalesef böyle olmadı. Akılda kalan güzel epik bir müziği yoktu. Aslında aklıma gelen bütün eksiler bunlar. Sizin de fark ettiğiniz gibi bunlar çok büyük olmayan şeyler.

Kısaca özetlemek gerekirse, Sekiro yapmak istediği şeyi, mücadele hissini , kılıçların çarptığındaki gerginliği vermeyi muazzam bir şekilde başarıyor. Hem souls-borne'nun önemli mekaniklerini alarak devam etmiş, hem de yepyeni mekanikler ile kendine has bir oynanışa da sahip olmayı başarmış. Eğer ölerek öğrenmekten ve pratik yapmaya zaman ayırmaktan gözünüz korkmuyor ise Sekiro'yu kesinlikle denemenizi tavsiye ederim.

Puan : 87

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.