Hollow Knight İnceleme


Dark Souls piyasaya bomba gibi düştüğünden beri birçok firma souls-like oyun yapmaya koyuldu. Fakat neredeyse hiçbir firma, souls-borne'dan aldığı mekaniklerin ve ilhamın yanına, özgün ve eğlenceli mekanikler ekleyip bu türü değiştirmeye veya geliştirmeye çalışmadılar. Ha tabi aradan sıyrılanlar oldu mu oldu. Benim için The Surge, Nioh ve Hollow Knight bunların en güzel örnekleri diyebilirim. Özellikle Hollow Knight'ın benim için yeri ayrı. Fakat saf bir soulslike demek yanlış olabilir Hollow Knight'a. Çünkü Hollow Knight, birden çok türün çok ustaca birleşmiş hali. Eğer Hollow Knight'ın türlerini sıralasak ortaya şöyle bir şey çıkardı; 2D action platformer soulslike metroidvania. Bu kadar türün birleşmesi aslında riskli. Çünkü hepsinden bir şey alıp, doğru düzgün bir sisteme oturtamazsanız, elinizde hiçbir yönü güçlü olmayan bir çorba olur. Fakat Hollow Knight bunları çok iyi dengelediği için belki de son 10 yılın çıkmış en iyi bağımsız oyunu.


Normalde hikaye ile incelemeye başlamak adetimdir. Fakat souls-like türündeki oyunlarda bildiğiniz üzere bunu yapmak pek mümkün değil. Bilmeyenler içinse şöyle açıklayayım. Genelde souls-borne oyunlarda hikaye bir olay örgüsü üzerinden anlatılmaz. Oyunun hikayesini oyun ile bir bütün halinde sunulur. Lore'u anlamak için oyunun altını üstüne getirip, taşı toprağı sıkmanız gerekir. Gerek npc'ler ile opsiyonel diyaloglara girerek, gerekse eşyaların açıklamalarıını okuyarak, içinde bulunduğunuz evreni ve olayları anlamanız gerekir. Hatta bazı yerlerde, açılama da yapmadan oyuncunun hayal gücüne bırakılır. Ve bunların en önemli yanı ise, güzel bir şekilde sunulmasıdır. Detaylara dikkat etmeden, mekanikleri tatmak için oynuyor olsanız bile içinde bulunduğunuz mekanlar, savaştığınız düşmanlar, lore'a o kadar güzel yedirilmiştir ki, merak edersiniz. İsteyen bu hikayeyi, parçaları birleştirerek tamamlar ki dediğim gibi çoğu zaman bu parçalardan bir kısmı eksiktir, bu detaylar ile uğraşmak istemeyen oyuncular ise, zaten oyundan etkilenip daha da fazla merak ederler. Bunu From Software'dan başka iyi yapan çok firma da bulamayız

Fakat Hollow Knight'ta bu anlattıklarım tamamen geçerli. Diğer soulslike oyunlardan sıyrılmasını sağlayan bir etken. Oyunu oynarken, arkaplandaki hikaye git gide merakımı arttırdı ve içinde bulunduğum mekanların geçmişlerini, kime ait olduklarını, nasıl oluştuklarını ve nasıl bu hale geldiklerini çok merak ettim. Ve kendim uğraşmasam da, internetten okudum. Bu açıdan bakıldığında illa bir olay örgüsü arayan bir oyuncuysanız size çok hitap etmeyebilir. Fakat Hollow Knight'i oynamanızı yine de tavsiye ediyorum. Çünkü bu oyunu en çok sevmeme sebep olan şey, tabii ki de çok iyi çalışan mekanikleri.


Mekanikler

Hollow Knight , soulslike oyunlarda olduğu gibi bir bonfire'dan diğer bir bonfire'a ulaşmaya çalıştığımız bir oyun tasarımına sahip. Fakat buradaki isimleri bonfire yerine bank. Bu banklar oyundaki save noktalarımız ve oturduğumuzda canımızı dolduruyorlar. Eğer oyunda ilerlerken ölürseniz, en son dinlendiğiniz banktan başlıyorsunuz. Bir soulslike oyunda da sürekli öldüğümüz düşünülürse, oyunda ilerleken bu bankları mumla arayacaksınız. Çünkü öldüğünüzde paranızın tamamını ve topladığınız ruhların yarısı kaybediyorsunuz. Ve ruh barınız yarıya düşüyor. Böylelikle üstünüzde psikolojik bir baskı kuruyor. Fakat öldüğünüze göre, bu demekki artık daha tecrübelisiniz. Eğer öldüğünüz noktaya, tekrar ölmeden ulaşabilirseniz, kaybettiklerinizi geri alabilirsiniz. Tabii ki geri dönmek kolay olmayacak, bütün öldürdüğünüz düşmanları tekrar öldürecek, veya koşarak aralarından sıyrılmaya çalışacaksınız. Hollow Knight'ın başında düşmanlarınıza yakın dövüşte saldırmak için tek bir seçeneğiniz var. O da, oyunda ismiyle 'Nail' olan kılıcınız. Bu kılıç ile düşmanları öldürerek, sol üstteki ruh barınızı dolduruyorsunuz. Bu ruhlar ile ise büyü saldırısı yapmaya veya canınızı doldurmaya yarıyor. Bu trade-off ise oyuna mini bir derinlik takmış. Ölme riskini alıp düşmanlara büyülerinizle hasar mı vermeyi deneyeceksiniz, yoksa doğru zamanı bekleyip canınızı mu dolduracaksınız. Bu ikilem arasında gidip gelmek, bazen kararsızlığınız sonucu ölümle sonuçlanabiliyor.

Diğer bir saldırı yöntemimiz olan büyülerden bahsetmek gerekise, oyunun başında sadece düşmanlara yüksek hasar vermenizi sağlayan ruh topu büyüsü var iken, ilerledikçe farklı büyüler de kazanıyorsunuz. Hollow Knight'ta ilk defa gördüğüm bir charm sistemi mevcut ve bu charm sistemi ile kazandığınız yeni özellikler arasında bir seçim yapmanız gerekiyor. Kısıtlı charm kapasitenizi oyun tarzınıza göre ayarlamanız gerekiyor. Örneğin, düşmanlara saldırdığınızda size daha çok ruh kazandıran bir charm ve büyü hasarınızı arttıran bir charm seçerek, daha agresif ve büyü hasarına dayanan bir oynanış tarzı benimseyebilir, veya ekstra can ve silahınızın menzilini arttıran charmları seçerek daha defansif oynayabilirsiniz. Bu çeşitlilik, oyun ilerledikçe yeni charmlar bulmanız ve slot kapasitenizin genişlemesi ile daha da artıyor. Bu charmlardan bazılarını dünyayı keşfederken bulabilirken bazılarını ise satın alıyoruz. Satın almak için ise geo adında para birimi kullanıyoruz. Bu geo'ları genelde düşmanları öldürerek veya haritada keşfe çıktığımızda bulabiliyoruz.


Diğer bir önemli mekaniğimiz tabii ki de bir metroidvania'nin olmazsa olması platforming. İlk başladığınızda sadece zıplamanız varken, ilerledikçe, çift zıplama, dash, havada dash, duvarlara tutunup kendinizi güçlü bir şekilde ileri atılma gibi birçok özellik kazanıyoruz. Oyunun başında gayet basit olan platformingler, oyunun sonuna yaklaştıkça gerçekten yapılması çok zor, dikkat ve sabır isteyen bir refleks oyununa dönüşüyorlar. Oyunun ilk eksisini bundan verebilirim, çünkü zor kardeşim bu platformları bitirmek. Gerçekten sadece 1 saat boyunca bir bölgede takılmışlığım var. Aynı zamanda bu platforming yetenekleriniz ile yeni bölgelere giriyorsunuz. İşin metroidvania kısmı da burada devreye giriyor. Her yeni bir mekana girdiğinizde ulaşamadığınız yerler oluyor ve bu yerlere gerekli özellikleri açıp gittiğinizde ise, size charm, geo veya bir ödül verebiliyor. Bazen ise yepyeni bir mekana açılıyor bu yerler. Oyunu tamamlamak için haritadaki görev noktalarına gitmekten ziyade, yolunuzu kazandığınız özellikler ile bulmanız isteniyor.

Her yeni haritaya girdiğinizde ise, o harita karanlık olarak gözüküyor. Eğer haritayı açmak istiyorsanız haritacı abimizden, belli bir ücret karşılığında haritayı satın almamız gerekiyor. Bunun dışında fast-travel yapmamızı sağlayan büyük bir böcek varki, işlerimizi çok kolaylaştırıyor. Yeterince para topladığınızda bunları harcamak veya, npcler ile konuşmak için Dirthmouth'a yani, soulslike oyunlarda olduğu gibi npcler ve dükkanların bulunduğu ana üssümüze dönmemiz gerekebiliyor. Böyle anlarda fast travel işinizi kolaylaştırıyor. Bu fast travel noktaları bulmanız halinde, belli bir geo karşılığı o istasyonu işler hale getirebiliyor ve sadece bir noktadan diğer bir noktaya hızlı seyahat yapabiliyorsunuz.


Oyunun en iyi yaptığı şeylerden biri de, soulslike'ların en vazgeçilmezlerinden olan, hem zorlu hem tatmin edici ve epik boss savaşları. Soulslike oyunlarda, her boss özenle hazırlanmıştır. Hem müzikleriyle hem saldırı patternları ile üzerinizde psikolojik bir baskı kurarlar. İlk defa dövüştüğünüzde, o düşmanı yenmenin imkansız olduğunu düşünmeniz fakat daha sonra yavaş yavaş pattern'ını çözüp, oyunun zor olmasından ziyade, sabırsızlıktan veya aceleci oynama alışkanlıklarınızdan dolayı geçemediğinizi farkedersiniz. Hollow Knight'ta bunu çok güzel bir şekilde becermiş. Bu saydıklarımı yapmasının yanı sıra, görsel olarak o kadar güzel ve tatmin edici ki, Cuphead gibi oyunların aksine, hem ekranda ne olup bittiğini takip edebiliyor hem de elle çizilmiş muhteşem tasarımlarını keyifle izleyebiliyorsunuz. Aynı zamanda, dream nail adında bir kılıcınız var. Ve bu kılıç ile daha önce geçtiğiniz bazı bossların , daha zorlu formlarıyla kapışabiliyorsunuz. Bunun sonucunda kazandığınız dream puanları ile geliştirme satın alabiliyorsunuz.

Zaten inceleme boyunca görsel olarak Hollow Knight'ı ne kadar çok övdüğümü farketmişsinizdir. Oyun görsel olarak müthiş. Bunun sebebi de verilen emekten dolayı. Hollow Knight karakterlerin hareketlerinde animasyon kullanmak yerine, kare kare elle çizilmiş. Aynı zamanda bu kadar büyük ve detaylı bir oyunu 3 kişinin yapması gerçekten çok hayret verici. Oyun geliştirmek isteyenler için ise tam bir motivasyon kaynağı. Oyunun görselliğinin yanı sıra, Christopher Larkin'in bestelediği şahane müziklerde oyunun atmosferini güçlendiriyor. Oyun bittikten sonra da defalarca açıp dinlenilecek kalitede müzikleri var.

Özetlemek gerekirse, Hollow Knight, metroidvania'nın ve soulslike oyun tasarımını, ustalıkla birleştirmiş bir oyun. Bunun yanı sıra kendine özgü mekanikleri de ekleyip, türü ileri taşımaya çalışmış. İlgi çekici karakterler ve düşman tasarımlarıyla, boss savaşlarıyla oynadığım en iyi indie oyunlardan biri oldu. Aynı zamanda Steam'deki ucuz fiyatını da sonuna kadar hak eden bir oyun. Oyunu 44 saatte bitirdim. Üstüne üslük Team Cherry ekibi getirdiği ücretsiz dlc'ler ile oyunu genişletmeye de devam etti. Devam oyunu Hollow Knight Silksong'u merakla bekliyorum.

PUAN : 85

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.