The Last of Us Remastered İnceleme



The Last of Us benim için ve daha birçok kişi için başyapıt derecesinde bir yapım. Birbirinden nefret eden iki insanın yaşadıkları olaylar sonucu birbirlerine bağlanması ve sonucunda baba kız olması çok klişe ama bir o kadarda güzel bir konsept. Klişe olduğu gibi de işlenmesi çok zor bir konudur fakat The Last of Us bunu çok iyi işledi ve beni kendine bağlamayı başardı. Bazı insanlar bunu abartı görecektir ama The Last of Us benim için efsane bir yapım. Bunun başlıca sebebi herhalde Playstation 3’ü ilk aldığım dönemde oyunu oynamam olmalı. O zamanlar kaldığım yerin yakınında oyun satan sadece 1 yer vardı ve o yerde de çok çeşitli oyun yoktu. Neredeyse 2 haftada bir gider oyun takas ederdim. O gün gittiğimde ise takas ettiğim oyun tabii ki The Last of Us’ın ta kendisiydi. Beni ne bekleyeceğini bilmiyordum ama oyunu oynamaya başladığımda gördüm ki bu oyun biraz farklydı. Hikaye anlatımına çokça önem veriyordu ve oynanışı da gayet eğlenceliydi. 1 ay içinde bitirdim ve benim için tek kelimeyle harika bir deneyimdi. O zaman gelin size bu muazzam deneyimi anlatayım.


The Last of Us, post apokaliptik bir evrende geçen aksiyon/gerilim karışımı bir yapım. Hikayesi ise Kordiseps mantarının hayvanlar ve bitkilerden sonra bu sefer insanlara da bulaşmasıyşa başlar. İnsanlara bulaşan bu mantar bireyleri ele geçirerek onları yaratıklara daha doğrusu zombilere dönüştürür. Bu mantar yüzünden dünya bir anda cehenneme döner ve bu cehennemde Joel küçücük kızı Sara’yı kaybeder. Pandeminin üzerinden 20 sene geçer ve Joel artık bir kaçakçı olmuştur ve Tess adındaki bir kadın ile kaçakçılık işleri yapmaktadır. Robert adındaki bir adam ile iş yapan Joel ve Tess Robert'ın onların silahlarını satarak onlara ihanet etmesi sonucu ondan intikam almak için onu öldürürler fakat silahları alan kişi ateş böceklerinin kraliçesi Marleen olunca silahları geri almak için onunla anlaşmak zorunda kalırlar. Anlaşmasın sonucunda Ellie adlı kızı bir yere teslim etmeleri gerekmektedir fakat o yolculukta öyle olaylar yaşanacaktır ki Joel ve Ellie'nin hayatı değişecektir.

 Başta da dediğim gibi oyunun başında Joel ve Ellie ile neredeyse hiç anlaşamıyor ve sıkça kavga edip tartışıyorlar. Oyunun ortalarında yaşadıkları bazı olaylar sonucu birbirleri ile yakınlaşıyorlar ve oyunun sonunda ise adeta baba kız oluyorlar. Bu gelişim yavaş yavaş yapıldığı için hiçbir şekilde garipsemiyorsunuz zaten karakterler de bunun için tasarlanmış. Joel virüs yayıldığında kızını kaybettiği için bir kızın daha sorumluluğunu almak istemiyor fakat Tess’in zoruyla Ellie’yi teslim etmeye söz veriyor. Ellie ise patavatsız, ağzı bozuk ve dışarıya ilk defa çıktığı için de bu dünyaya ayak uydurmaya çalışıyor. Bu iki zıt karakter oyunun içinde yaptıkları diyaloglar ile birlikte bizi kendilerine bağlıyorlar ve o karakterleri önemsememizi sağlıyorlar. Naugthy Dog’un her oyununda hikaye ve karakterlere bir tık daha fazla önem verdiğini görebilirsiniz zaten bu yüzden oyunlarının hikaye kısmı hiç hayal kırıklığına uğratmıyor.


Peki oynanış? Oynanışı şöyle özetleyebilirim. Oyunu 2 türlü oynayabilirsiniz, aksiyona yönelik veya gizliliğe yönelik. Aksiyon kısmında Joel oyun boyunca farklı silahlar buluyor ve silahların neredeyse hepsinin kullanımı farklı. Pompalıdan tutun taramalıya, tabancadan tutun altıpatlara çeşitlilik anlayacağınız üzere çok fazla ve vuruş hissiyatı da çok güzel. Patlayan kafalar kopan uzuvlar derken oyun vuruş hissiyatını da size çok güzel veriyor. Yakın dövüşte Joel çıplak ellerini veya yerden bulduğu eşyaları kullanabiliyor. Keza yakın dövüşün de vuruş hissiyatı çok iyi ayrıca bir eşyanın yanındaysanız Joel o eşyayı kullanarak düşmanı direkt öldürebiliyor ki çıkan animasyon sonucu bu eylem çok tatmin edici oluyor. Gizlilikte ise dinleme özelliğimiz ortaya çıkıyor. Bu özellik ile çevrede ki düşmanları görebiliyoruz. Onların dikkatini çekmek için yerden bulduğunuz tuğlaları ve şişeleri kullanabilirsiniz. Ayrıca onları isterseniz boğarak veya çakınız varsa çakıyı kullanarak direkt öldürebilirsiniz.

Düşman demişken oyunda 2 tane insan grubu bulunmakta. Askerler ve Ateş böcekleri. Askerler zırh ve daha iyi teçhizat kullanırken Ateş böcekleri yakın dövüş silahları ve tabanca gibi ufak silahlar kullanıyorlar. Zombilerin ise farklı türleri bulunuyor. Sırasıyla saymam gerekirse Koşucular normal zombiler gibi sizi gördükleri an üzerinize koşup sizi yemeye çalışıyorlar. Takırdayanlar kör oldukları için sizi ses ile tespit etmeye çalışıyorlar bu yüzden onların yanında gizlilik kullanmanız gerekiyor ayrıyeten onları öldürmek için çakıya ihtiyacınız var. Stalkerlar gölgelerde saklanıp arkanızı döndüğünüz anda size saldırmaya başlıyor. O yüzden dikkatli olmanız gerek ve son olarak Bloater. Bloater ileri seviye mutasyona uğradığı için karşınıza çok çıkmıyor ama çıktıkları zaman size spor fırlatıyor ve zor parçalanan bir derisi var. Anlayacağınız üzere çeşitlilik çok fazla ve bu da tabii ki iyi bir şey fakat her şey maalesef ki iyi değil. Yapay zeka rezalet. yanımızda olan karakterler biz gizlilik yaparken düşmanların önünden geçiyor veya ayağa kalkıp koşuyor. Bu da tabii ki atmosferi bozuyor. Düşman yapay zekası ise fena değil.  Ayrıca oyun sadece gizlilik yap veya düşmanlara direkt daldan öteye gidemiyor. Bazı aksiyon sahneleri var tabii ki ama bunlar çok çok az. Oynanışı bitirmeden önce son olarak bir de geliştirmelerden bahsedeyim. Joel oyun dünyasında bulduğu çiviler ile silahları, haplar ile de kendisini geliştirebiliyor.


Grafikler günümüzde bile iyi, tabii şimdi göze batan bazı şeyler var ama olsun. Eğer Remastered versiyonunu oynarsanız oyun stabil 60 fps çalışıyor ve inanılmaz iyi. Müzikler zaten çok iyi, eleştireni dövüyorlar. Gustavo abimiz müthiş bir iş çıkartmış, umarım 2.oyunda da iyi bir iş çıkarır. İşte bu kadar, The Last of Us PS3 döneminde oynadığım en iyi oyun ve hepte öyle kalacak. PS4’te ise durum farklı ama olsun. Benim için yeri her zaman ayrı olacak. O halde The Last of Us Part 2’de görüşmek üzere!

PUANIM: 90

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.