Dark Nights: Death Metal #4 İnceleme


 Scott Snyder’ı bir aralar çok severdim. New 52 zamanı adama resmen tapardım. Arada Metal ile biraz düştüğünü hissetsem de sitede sayı sayı incelediğim Batman Who Laughs’da da baya övmüştüm yazarı ve seriyi. Peki ne oldu? Neden böyle bir hikaye ile DC’deki büyük kahraman hikayelerine bir son getirmek istedi yazar? Bir aylık hiç de fena olmayan ara sayılarından sonra ana Death Metal hikayesine geri dönme vakti geldi anlayacağınız. Bu sayı diğerlerine göre çok farklı, en azından verdiği etki olarak.


Sayı direkt olarak Trinity Crisis’ın kaldığı yerden devam ediyor. Superman, Batman ve Wonder Woman geçmişteki krizlerine dönüp onları durdurmaya çalışmaktadır ama bu krizler hiç hatırladıkları gibi değildir. Bunun yanında Wonder Woman, Superboy Prime’ın ellerine düşmüştür. Peki Prime hatırladığımız hep sinirli haliyle mi yoksa ilk kez mi bu kadar sakin diyalog kuruyor? Bunun yanında Flashlar Mobius Sandalyesini çalmıştır ama Batman Who Laughs’ın yeni versiyonu Darkest Knight onların peşine takılmıştır.



Bu sayıyı öncekilerden de az sevdim. En azından bir önceki sayılarda bomboş eğlence faktörü vardı. Bu sayı baya sıkıcı ve yorucu ilerliyor. Daha da üzen potansiyelinin yüksek olması. O alternatif krizlerde biraz daha zaman geçirsek, daha detaylı görsek güzel olurdu. Oradan gördüklerimiz gerçekten ilgimi çekmişti. Eski hikayeleri bilmeyenlerin mutlaka kafası karışacak ama yine de geçmişin yansıtılışını beğendim. Bunun yerine ise sayı tamamen Wonder Woman ile Superboy Prime arasında kurulmuş. Yiğidi öldür hakkını yeme Prime düzgün bir karakter haline getirilmiş. Bir amacı var. Bütün bu enteresan olayların arasında ise bu sıkıcı diyalogları okumak okuyucuyu uzaklaştırıyor. Keşke bu hikayeleri de bir ara sayı olarak koysalarmış. Biraz daha derinine inmek isterdim bu dünyaların. Ha sayıda diğer olaylar da yaşanıyor da...onlar ortalama işte. Çok öne çıktığını söyleyemeyeceğim.



Gelelim düşmanların berbatlığı konusuna. İlk olarak zaten Robin King’e olan nefretimi biliyorsunuz. Her gördüğümde soğuyorum. Daha fazla bu karakter hakkında konuşmak isterdim fakat yakın zamanda yeni bir ara sayısı çıkacağından orada konuşmayı tercih ederim. Batman Who Laughs ise bu sayıda ayrı sinirlendirdi. Daha önce bahsetmiştim kendisi fazla tesadüfi yazılıyordu ve sadece ekrandan çıkamaması için yeniden sokulan birisiydi. Resmen çizgi film düşmanı gibi. Karakterin ikide bir tam her şey düzgünce ilerleyecek derken gelip “MUHAHAHA aslında asıl planım buydu, tam istediğimi yaptınız!” demesi karaktere verilen değeri çok düşürüyor. Hell Arisen’da Perpetua’nın onu seçmesi için yenildin, peki. Kendini daha güçlü bir vücuda aktarabilmek için öldün, çok sinirlenmiştim ama tamam. Şimdi de bu mu? Cidden bu kadar uzatmaya gerek var mı bu karakteri? CW dizilerinde tüm sezona uzatılmaya çalışılan düşmanlara döndü resmen.



Çizimler en azından kaliteli. Alternatif kriz evrenlerinde gördüğümüz dizaynlar olsun, eylemler olsun çok başarılı. Hele ki sayının başlarında bir savaş alanı görüyoruz ve gerçekten inanılmaz çizilmiş. Her şey çok detaylı ve arkaplanda dikkat edince görebileceğiniz birçok karakter var. Yazımda bir kalite düşüşü olsa da çizim anlamında hala güçlü ilerlememiz beni mutlu ediyor.


Death Metal hikayesinin kötü gidiyor olması beni gerçekten çok üzüyor. Umut verici diye yüksek başlamıştım ama nerelere geldik. Daha da sinirlendiren hikayenin büyük bir potansiyeli olması. Belki de o potansiyel başlangıçta beni heyecanlandırmıştı. Keşke o sevdiğim ve daha ilginç kısımlara biraz daha yönelselermiş. Resmen 0 kişilik var sayıda. Görünen o ki yine ara sayılara kaldık. Bir sonraki sayıya kadar yine “önemli” birkaç tane çıkacak gibi. En azından ara sayılar güzel olur umarım.


Notum: 6.0

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.