Dark Nights: Death Metal: Rise of the New God İnceleme | Zzz...

 


Vay be...Ne kadar da ileriye geldik. Sadece ana sayıları konuşurum dediğim bu macerada ne sayılar gördük. Çok başarılı şeyler de oldu, Robin King gibi bezdiren şeyler de oldu. Şimdi ise Snyder’ın “hikayede yeni parçayı başlatan sayı” diye tanıttığı sayıya geldik. Tynion yazdığı için bir önceki Multiverse’s End ile bağlantılı olacak derken büyük oranda tamamen farklı bir şeyle karşılaştım ve okuduklarımın hissettirdiği tuhaftı. Bu sayı bu eventte okuduğum en farklı sayıydı ve ne düşüneceğimi bilemiyorum. 


Hikayede en son kaldığımızda Darkest Knight artık büyük güce ulaşmıştı ve bir Tanrı’ya dönüşmüştü. Şimdi ise nefret ettiği bir başka Tanrı, Perpetua ile yüzleşmeye geldi. Bu büyük kapışma sırasında ise evrene hiç tanımadığımız bir karakter gelir. Kaynak Duvarı’nın dışındaki yerden gelen Chronicler adlı karakter bu yok olacak evrenin son zamanlarını ve geçmişini kitaba geçirmek için geldi. Evreni kitaplaştırırken ise karakter bu gördüklerini sorgulamaya ve DC dünyasını anlamaya başlar. Kendisini karmaşık bir yol beklemektedir. Umarım anlatabilmişimdir çünkü bu Chronicler olaylarını anlatmak biraz daha zor. Aynı zamanda sayıda Muktiverse’s End’i devam ettiren kısa bir hikaye var ve fena değil. Hikayeye çok bir şey eklediğini söyleyemeyeceğim.


Hadi sayının büyük bir kısmını kaplayan Chronicler’dan bahsedelim. Aslında konsept baya enteresan. DC Multiverse’ünden daha yüce bir evrenden gelen bir karakterin bu evrenin neden hala sona ermediğini anlamaya çalışması. Ana hikayeye çok bir şey eklemiyor ama DC evrenine meta bir yaklaşımda bulunmak için çok iyi bir sayı. Yazım da gayet iyiydi. Tek ve en büyük sıkıntım ise sayının akışının berbat olması. Son zamanlarda okurken en sıkıldığım sayı olabilir. Dikkatimi verip odaklanmaya çalıştım ama o kadar diyalog bulunuyor ki sayıdan koptum. Güzel bir konsept var ama anlatımı başarısız olduğundan kopuyorsunuz sayıdan. Tynion aklındaki her şeyi sığdırmak istemiş ama olmamış. Keşke biraz daha az diyalog olsaydı da kısa ve öz şekilde geçebilseydik. 


Diğer bir konu ise Darkest Knight. Sayının ana odağı değil ve daha çok arkaplandaki büyük bir kapışma ama beğendim. Hikayede artık nerelere geldik ve uzun zamandan sonra Batman Who Laughs ile alakalı bir şeyi beğendim. Doğrusu karakteri değil de, karakterin bulunduğu olayı beğendim. Darkest Knight ile Perpetua gibi iki büyük varlığın kapışması ilgimi çekmeyi başardı ve keşke daha çok görsek dedim. Bilemiyorum, Kaiju filmlerinden kalma büyük canavarların kapışıp etraflarını yok etmesini görme zevkimden de kaynaklı olabilir bu. Sadece Darkest Knight’ın iki gezegeni eline alıp Perpetua’ya vurmasında hem tatmin edici hem eğlenceli hem de ilgi çekici bir şey var.



Jesus Merino çizim olarak kaliteli bir iş çıkarmış. Çok sevdiğim bir tarz değil ama havalı sahneler yaratılmış. Hele tüm sayfaya yayılan DC tarihinden bir sürü şey gösteren sayfalar bulunuyor ki çok kaliteli yapılmış. Renklendirme de güzel olmuş. O kozmik hissi vermiş. Şimdi diyeceğim biraz daha genel ve evente bağlı aslında. Darkest Knight’ın tamamen siyah olan bir figür olması çok güçsüz bir dizayn olarak geliyor bana. Evet havalı diyebilirsiniz ama aynı zamanda biraz tembelce yapılmış.


Dediğim gibi bu sayıyı çok iyi olmaktan tutan bir şey olmamalı. Konsept güzel ve okuması enteresan. Yazım da fena değil ama diyalogların fazla ve gereksiz uzun olması akışı tamamen yok ediyor ve okuma zevkimi azaltıyor. Bunun yanında yoruyor okurken. Sonuca gelirsek bence bir ara sayı atlamanız gerekirse o sayı bu olmalı. Robin King daha kötü olsa da hikayede minik ilerlemeler yaratmayı başarıyordu. Bunun ise nereye bağlanacağı büyük bir soru işareti. Umarım Snyder’ın bahsettiği bu hikayenin "yeni parçası" başlangıcı gibi olmaz.


Notum: 6.8

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.