Dark Nights: Death Metal: The Last Stories of the DC Universe İnceleme


 Bir başka gün daha ve bir başka Death Metal ara sayısı. Neden bilmiyorum ama DC bu hikayenin sonlarına gelirken her ara sayıyı uzun yapma kararı vermiş. Last Stories sayısı da onlardan bir tanesi. Yaklaşık 80 sayfalık kocaman bir hikaye. Bir sürü yazar, çizer ve hikaye içeriyor. Bu tarz sayılara olan ön yargımı daha önceki sayılarda belirtmiştim. Çok gereksiz hissettiriyorlar. Bu sayı ise şimdiye kadarki en büyük olduğu için her hikayeden bahsetmektense genel olarak sayıyı değerlendireceğim. O zaman gelin bu upuzun sayıya göz atalım. 


Hikayelerden teker teker bahsetmektense ana mevzuyu söylesem daha iyi olur. Tüm hikayeler aynı gün içerisinde geçiyor. Death Metal serisinin son sayılarında içine gireceğimiz aşırı büyük savaştan bir gün öncesinde. Kahramanlarımız son anlarında birlikte olmak istedikleri kişiler ile istediklerini yapıyorlar. Sinestro bir tarafta içindeki iradeye yeniden erişiyor, Superman olabildiğince hayat kurtarmaya çalışıyor ve Bat Family son bir kez yeniden toplanıyor. Sevgi, umut ve arkadaşlık bazlı hikayeler hepsi. Aynı zamanda bazı eski konuları kapatıyorlar ve daha da ilerisi için yeni temeller atıyorlar. 



Uzun düşünme seanslarının ardından sanırsam bu sayıyı sevdiğimi söyleyebilirim. “Kahramanlar son saatlerinde ne yapardı?” tarzı bir konsept gerçekten hoşuma gitti. Bunun yanında bir sürü karakterin bir araya getirilmesi, eğlenmeleri ve arlarında yeni ilişkiler kurulması her zaman sevdiğim bir şeydir ama bu hikayeler tekrar edici bir his de vermedi değil. Arka arkaya umut temalı hikayeler okuyunca sıkılmaya başlayabiliyorsunuz. 


Bir de böyle bir sayının getirdiği tutarsızlık olayı var ki tahmin edilebilirdi. Ne de olsa her hikayeden aynı seviyede bir şey bekleyemeyiz. Jeff Lemire’ın Green Lantern hikayesi ve Mark Waid’in Superman hikayesi çok başarılıydı ama bir yandan da bir sürü yazarın çalıştığı Titans hikayesi güzel başlayıp tatlı ama klişe bitmişti. Gail Simone’un Green Arrow hikayesi ve Castellucci’nin Bat-Family öyküsü ise güzel bir şey anlatırken yazımın biraz kötü olduğundan altta kalmış. Bir de Wonder Woman ve Aquaman hikayeleri var direkt hiç takmadığım. Bence bu dediklerimden sayının hikayelerinin nasıl bir aralıkta gidip geldiğini anlayabilirsiniz.



Çizime gelirsek yine hepsinden teker teker bahsedemeyeceğim ama sayı güçlü bir kadro sunuyor. Francis Manapul ve Rafael Albuquerque gibi baya sevdiğim isimler bulunuyor. Herkes kendi hikayesindeki atmosfere ayak uydurmuş ve gayet güzel bir iş çıkmış sonda. 


Bu Death Metal ara sayısı beklediğimden çok daha iyi çıktı. Bu tarz sayılardan nefret etsem de ilginç bir konsept ve güçlü bir kadro ile ortalamanın üstünde bir sayı çıkmış. Hikayelerden en sevdiğim rahatlıkla Superman odaklı olan oldu. Açıkçası Mark Waid’in bu sayıdan sonra yeniden Superman yazmasını istiyorum. Karaktere yakışabilecek bir yazar. Artık Death Metal’de son tura girdik ve senenin ortasında incelemeye başladığım seri 2021 başında kapanışını yapacak. Nasıl olacak göreceğiz.


Notum: 7.2

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.