Venom #31 İnceleme | Bitmeyen Düşüş

 


Uzun zamandır beklediğimiz King In Black sonunda başladı ve yorumlarımızı da yaptık. Seveni oldu, sevmeyeni oldu. Ben ise beğensem de tamamen beklediğim şeyleri aldığımdan öyle büyük bir heyecan yaşamadım. Gelelim Venom serisine. Absolute Carnage’ın ara sayıları ne kadar leş olsa da Venom serisindeki sayılarını güçlü ve boşluk doldurucu bulmuştum. Bunun yanında ilerideki birçok hikayeye de temel oluşturuyordu. Cates yazarken bir ara sayı yazdığını gösteriyordu ama bir yandan da Venom serisinin bir parçası olduğunu unutturmuyordu. Peki Venom serisi o hikayedeki özelliğini King In Black ara sayılarına taşıyabilmiş mi? Gelin bir konuşalım.

Açıkçası bu sayıyı King In Black hakkında bazı şeyleri demeden anlatmak çok zor. Büyük hikayenin ilk sayısı sonunda Eddie Brock yüksek bir yerden bırakılıyordu ve bu sayıda da düşüşünü okuyoruz. Artık ne kadar yüksek bir yerse sayı boyunca buradan düşmesi sırasında geçen 32 saniyeyi okuyoruz. Evet, sayı neredeyse 32 saniye içinde geçiyor. Eddie son duasını ediyor, kurtulmak için yollar arıyor, arada bir çay molası bile veriyor. Genel olarak sayının hikayesi bu. Aynı zamanda sayıda ta ilk hikayedeki Rex’in konuşmaları olduğundan onun da bir yerlere bağlanacağını düşünüyorum.


Dediğim gibi sayı 32 saniye içerisinde geçtiğinden ana hikayeye bir etkisi olmuyor. Bu da zaten Absolute Carnage ara sayılarından daha geride tutuyor. Belki biraz daha flashback sahnelerine odaklanıp daha fazla Rex üzerine kurulu olabilirdi. Yine hikayeye çok bir etkisi olmayabilirdi ama en azından bir olay yaşanırdı diye tahmin ediyorum. Diğer bir saçmalık ise sayının 32 saniye içerisinde geçmesi. Oradan düşüş gerçekten o kadar eder mi? Tüm bunlar nasıl sadece bu sürede gerçekleşiyor? Sayı bu konularla birazcık inandırıcılığı kaybediyor. Uzaydan gelen slime ejderhalarının gökten düştüğü bir hikayede inandırıcılık aramıyorum tabii ama en azından bazı olaylar mantık çerçevesinde olabilir. Son olarak ise sayı gerçekten kısa hissettiriyor. Bir şey olmadığından mı böyle bilmiyorum ama sanki ben de 32 saniyede okumuş gibi hissettim. 

Peki bu kadar şeye rağmen neden sayıyı beğendim? İlk olarak çok başarılı yazılmış bir karakter odaklı sayı. Eddie’nin son anlarında nasıl bir insan olduğunu düşünmesi ve son isteği olarak oğlunun iyi bir hayatı olmasını istemesi karaktere değer katıyor. Yazım olarak gerçekten güçlü. Diğer bir sevdiğim taraf ise ne kadar hikayeyi etkilemese de güzel bir köprü görevi görmesi. İki sayının arasında resmen bir köprü ve sizi daha da heyecanlandırmayı başarıyor. Bir de bunların üstüne eğlenceli ve sıkmıyor. Muhtemelen event bittikten sonra tüm bu sayıları arka arkaya okumak daha iyi hissettirecektir.


Gelelim sayının kesinlikle en iyi kısmına. Iban Coello’nun çizimleri. Çizeri her gördüğümde daha da kaliteli hissettiriyor. Tüm sayfaya yayılan paneller, karakterlerin duruşu harika olmuş. Knull’ın korkunçluğunu vermekle beraber ana hikayede çok görmediğimiz detaylar da sunuyor. Simbiyot Tanrısı olduğundan çizer karakterin etrafında simbiyotlar geziniyormuş gibi göstermek istemiş ve çok güzel olmuş. Jesus Aburtov’un renklendirmesi de çok güzel. Tüm şehrin karanlığına alevler ile bir parlaklık eklemiş. 

Dediğim gibi, bu benim Venom serisinden istediğim tarzda bir ara sayı değildi. Yani şu anlık okuduğum diğer ara sayılara göre kesinlikle daha iyiydi ama istediğim kadar et bulamadım. Yine de inanılmaz çizimle ve çok güzel bir yazımla taşınmış. Üstüne güzel bir köprü görevi görmüş. Eğlenceli bir sayı olsa da ana olaya bir katkısı olduğunu düşünmüyorum. Hatta King In Black süresince Venom çıkmasa mı dedim de belki ilerisi için bir şeyler saklamışlardır. 

Notum: 7.3

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.