Dark Nights: Death Metal: The Secret Origin ve The Last 52 İnceleme


 Kendime inanamıyorum. Masumca baştaki birkaç önemli ara sayıyı incelerim düşüncesi ne hale geldi. Nereden bilebilirdim ki bu yolun tamamen sevmediğim tarzda sayılardan ve 80 sayfalardan oluşacağını. Yine de artık ara sayıların sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bu iki sayı hakkında da fazlaca konuşamayacağımdan bir araya getirip konuşma kararı aldım, hem sayıları da hızlıca aradan çıkarırız. 

THE SECRET ORIGIN 


Bu sayıyı gerçekten beğendim. Çok bir olay dönmüyor ama kısaca Superboy Prime’ın kendini bir kahraman olarak kanıtlama sayısı. Bazı kısımlarda Darkest Knight ile kapışıyor ama sayının büyük bir kısmı Superboy Prime’ın yeniden anlatılan orijin hikayesi. Bu arada yeniden mi bilmiyorum çünkü Prime hakkında çok güçlü olduğu dışında bir bilgim yok. Yine de bu sayı hem bir karakteri anlatıyor hem de doğru kararı vererek savaşa katılmasını anlatıyor.

Sayı uzun olmasına rağmen gayet akıcı ve güzel yazılmış. Superboy Prime’ı tanıyanların da tanımayanların da rahatça ve tatminlikle okuyabileceğini düşünüyorum. Karakterin iki hali de çok güzel yazılmış, tüm bu büyük ve çılgın event sırasında kalp ısıtmayı başaran bir hikaye oluşturabilmişler. Bunun yanında çizgi romanları çok meta şekilde ele alıyor ve hiç saçma gelmiyor. Üzücü olan taraf bu sayının hiç önemli olmaması. Muhtemelen Superboy karakterini yollamak için yapıldı ve bir daha bahsedilmeyecek. O yüzden direkt atlayabilirsiniz ama tüm bu hikayede okuduğum en iyi sayılardan.


Çizimler ise gayet güzel. Baya bir çizer bulunuyor ve hepsini sevmesem de öne çıkan kısımlar var. Hele ki Francis Manapul yine efsane bir iş çıkarmış. Bu adama bayılıyorum. Sonuca gelirsek sayı kaliteli ve tüm bu koskoca Death Metal’de karakter odaklı bir hikaye anlatarak bıkkınlığımı azaltmayı başardı.

Notum: 8.7

LAST 52: WAR OF THE MULTIVERSES


Bu sayıdan gerçekten nefret ettim. Birçok hikayeden oluşan bir sayı ve genel olarak Last Stories sayısının verdiği hissin tam tersini verdi. O sayı birçok benzer ama sakin hikaye içeriyordu. Bu sayıda ise savaş alanında kahramanların farklı evrenlerdeki zıtları ile karşılaşıp kapışmasını okuyoruz. Hepsi aynı hissettiriyor ve yenilik bulundurmuyor. 80 sayfayı okumam o kadar uzun sürdü ki anlatamam. Bitirdiğimde o bahsettiğim bıkkınlık geri geldi. Tamamen geçilebilecek bir sayı. 

Bu koca sayıdaki güzel hikaye sayısı da ciddi derecede az. Dokuz hikaye bulunuyor ve aklımda sadece iki tanesi kaldı. Tynion ve Alex Maleev’in Batman hikayesi çok iyi diyemem ama baya baya Batman Who Laughs’ın hikayelerden bir türlü çıkamaması anlatıldığından ilginç gelen yerleri oldu. Diğer beğendiğim ise Matthew Rosenberg’in Constantine hikayesi. Tüm bu okuduklarım arasından en farklı ve tek eğlendiğim hikayeydi. Onun dışındaki hikayeler vasatlıkla saçma arasında gidip geliyor. Bir tane Penguin hikayesi var ki okuyunca kriz geçiriyorsunuz. Çizimler ise gidip geliyor. Sevdiğim var, sevmediğim var. Bu sayı hakkında bir kelime daha etmek istemediğim için daha fazla detaya giremeyeceğim.

Notum: 4.3


Böylece Death Metal ara sayılarını tamamladık. Genel olarak ara sayılara baktığımızda bence bir event için iyiydi. Başlangıçtaki ara sayıların gerçekten bir önemi olduğunu hissedebiliyordunuz ama ilerledikçe sayıların artmasıyla ve Death Metal yorgunluğunun etkisiyle verdiği his azaldı. Bundan sonra ise büyük finalde artık seriyi kapatıyoruz!

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.