King In Black #2 İnceleme | Sessizlik



DC’de Death Metal gibi koca bir hikayeyi konuşurken Marvel’da heyecanla okuduğumuz King In Black’i unutmak olmaz. Açıkçası arada çıkan ara sayıları konuşmak gibi bir planım vardı ama neredeyse hiçbiri konuşmaya değer olmadığı için ve Absolute Carnage’daki gibi sinirim bozulduğundan es geçmeye karar verdim. Belki konuşulabilecekleri “Şimşek Turu”na katarım. Şimdi gelelim ana hikayeye. İlk sayısı ile fena bir başlangıç yapmayan serinin devamına daha da uzatmadan geçelim.


Bu sayı hakkında konuşmanın en zor kısmı muhtemelen hikaye tarafları olacak. Nedeni ise o kadar çılgınca bir anda bitmişti ki devamı hakkında ne desem spoiler’a girer. O zaman en yüzeysel şekilde sayının ana konusunun yenilen kahramanların tekrar bir araya gelmesi diyebiliriz. Geçtiğimiz sayı ana kahramanların çoğu ele geçirilmişti ve diğer herkes de yenilip geri çekilmişti. Bu sayıda ise yeniden bir plan oluşturmaya çalışıyorlar ve Knull ile savaşta kullanabilecekleri şeyleri bulmak için ayrılıyorlar. Siz demeden söyleyeyim, evet, bu bir ara sayı hazırlama sayısı.



Dediğim gibi çok olaydan bahsedemem ama aynı zamanda çok olay da yaşanmıyor. Bir ara sayı hazırlama sayısı olduğundan çoğunlukla kahramanlara odaklanıyor ki bunu Absolute Carnage’da da kötüler tarafında görmüştük. Yine bir sürü kahramanın rastgele yerlere gideceği ve serinin son sayısına kadar da unutacağamız hikayeler gördük. Bu tür şeyleri genellikle sevmiyorum ve burada da çok hoşuma gitmedi. Sayının diğer bir odağı ise kahramanların yenilmesi. Herkesin kayıplarını benimsemesi ve çaresiz hissetmesi, elinde kalanlarla tutunmaya çalışması güzel aktarılmış. 


Sayıda asıl beğendiğim şey karakterlerin yazımı ve Cates’in bu karakterlerin güncel hikayelerini de işin içine sokarak hava atması. Bu eventin hangi zamanda geçtiğini, evrene ne kadar bağlı kaldığını anlayabiliyorsunuz. Namor, Atlantis Attacks serisinden malzemeler taşırken Valkyrie kendi serisi hakkında şeyler söylüyor. Bunların çok bir önemi yok ama böyle minik detaylar katmasını beğendim. Bir de dediğim gibi karakter yazımları çok iyi olmuş. Herkes olması gerektiği gibi ve sanki Cates bu anları “Ben herkesi yazabilirim” demek için koymuş gibi hissettim ki yazabilir de. Spider-Man’deki o sessizliği gösterirken keşke Cates bu karakteri daha fazla yazsa dedim. 



Ryan Stegman’a gelirsek yine çok güzel bir iş çıkarmış. Duygular, aksiyonlar ve aşırı büyük sayfaları çok iyi yapıyor. Zaten Stegman’ın bence en başarılı yaptığı şey o büyük ve detaylı sayfalar. Direkt ilk sayfadan başlıyor ve resmen o anki hissi size yaşatmış detaylar ile. O event büyüklüğünü iyi aktarıyor. Aynı zamanda JP Mayer’in ink işçiliğini övmezsem ayıp olur diye düşünüyorum. Stegman’ın saf sayfaları ne kadar detaylı ve havalı gözükse de ortaya bir şey çıkarmak zor. O zor sayfaların ise üzerinden geçip siyah beyaz (yoğunlukla siyah) hale getirmesi büyük başarı ister. Demek istediğim çizimin diğer katmanlarında da efsaneler yaratıldığı. 


King In Black beklediğimin aksine klasik bir Marvel eventi yönüne gitmeye başladı. Bu kötü bir şey demek değil ama alışık olanlar neler olduğunu tahmin edebilecek. Yine de devamını gerçekten merak ediyorum. Hele ki Venom serisini nasıl etkileyeceğini. Şimdiden söylemeliyim o sayı hakkında spoiler vermeden konuşamayacağım. Bir de sonraki sayıda Cates’in diğer yazdığı büyük bir karakter olan Thor’un geleceğini düşünürsek ortalık baya karışacak gibi. Sonuca gelirsek sayı çok güzel çizime, büyük hikayeye ama uzun zamandır verilen bir tada sahip. 


Notum: 8.0

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.