Oscar Masası #3 Mank | Fincher'ın Hollywood Rüyası


 Oscar Masası Yazı Serisi Nedir?

İki yıl önce yaptığımız ve hem sizin hem bizim çok memnun kaldığımız bir seri olan Oscar Dosyaları yazı serisi, 2021 Oscarları için Oscar Masası ismiyle sizlerle buluşacak. Bu yazı serisinde filmlere daha çok Oscar organizasyonu üzerinden yaklaşacağız. Aday olduğu kategorilerden giderek, bizce hak edip etmediğinden tutun, hangi özelliklerin bu filmlerin aday olmasını sağladığına, filmlerdeki detaylardan tutun, ödülü kazanmalarını sağlayacak olan artılara veya kaybetmesine sebep olacak olan eksilerine değineceğiz. Her yazının sonunda da aday olduğu ödülü bize göre kazanma yüzdesini sizlerle paylaşacağız. Ana sayfamızdaki etkinlikler kısmından diğer Oscar içeriklerimize ulaşabilirsiniz. 
Gitgide kendi kurduğum tuzağın içindeki tutsak oldum. Kaçmamı sağlayacak bir açıklık tehlikesi her oluştuğunda devamlı tamir ettiğim bir tuzak.

David Fincher'in 11. uzun metrajlı filmi olma özelliğini taşıyan, merhum babasının senaryosunu tamamlayarak günümüzün oldukça politik bir yansıması olmayı başaran Mank, dijital platform yapımı olmasına rağmen 93. Akademi Ödülleri'nde  tam 10 dalda aday. Tüm bunların yanı sıra tam bir Fincher eseri olan film, Hollywood'un şaşalı ışıklarını ters yüz ediyor ve seyirciye bambaşka bir Hollywood sunuyor.



Rüyaları Ters Düz Eden Film 

Fincher, babasının izinden giderek 1990'dan kalan bir senaryoyu tam da istediği bir biçimde-başarılı bir siyah beyaz teknik ile- izleyicilerin karşısına çıkarıyor. Başrolünde Gary Oldman'ın bulunduğu yapımda Tom Burke, Lily Collins ve Charles Dance da yer alıyor. Fincher'ın Hollywood'u olmayı başaran Mank, 1930'ların çetin ve entrika dolu ışıklarını bize yansıtıyor. 

Mank, 1930'ların Hollywood'una sinema tarihinin en iyi eseri olarak görülen, senarist Herman Mankiewicz'in ve tiyatrocu Orson Welles'in eseri olan Citizen Kane filminin taslak çalışmalarını nasıl sürdürdüğünü anlatan, bunu anlatırken de büyük stüdyoların sahte haberler ile nasıl "yurttaşlarını" kandırdıklarını anlatan bir biyografi filmi.

Mank, sık sık flashback kullanarak hem kahramanız Herman Mankiewicz'in başına gelenlere hem de film endüstrisindeki entrikalara ışık oluyor. Herman Mankiewicz bir araba kazası sonrası belinin aşağısından her yerini kırarak, 90 günlüğüne yatağa bağımlı hale geliyor. Bu sırada, Orson Welles, kendisinden 60 gün içinde bir senaryo yazmasını istiyor ve Mank neredeyse 40 günlük kısımda sürede bu senaryoyu yazma başlamıyor bile. Şehirden ve karmaşadan, aynı zamanda tabii ki alkolden uzak bir çiftlikteki bungalovda, Kember Campbell Çitfliği'nde -ki burası gerçek senaryonun yazıldığı yer- denemeleri sürüyor. Yanına yardımcı olarak görevlendirilmiş Rita, Mank'ın ağzından çıkan her kelimeyi yazmaya başlıyor. Süreç sadece yazmakla geçmiyor, Mank her cümleyi, yazılması için tasvir ederken adeta geçmişi ve hayatını anlatıyor bizlere. 1934 valilik seçimleri, Maria Davidson'un bir tuzakta yaşayışı, yüce film endüstrileri, sanat çelişkisi, kumar masaları, yüksek demokratların gerçek yüzü ve bir fikir uğruna kaybedilmiş bedenler... Hepsi, Mank'ın zihninden kelimelerine üstü kapalı bir şekilde aktarılıyor. Ortaya çıkan senaryo belki de Mank'ın hayatının en iyi eseri olarak tarihe geçiyor. Ne de olsa hayatı anlatılıyor.



Işıklar, Hollywood, Politika


Hollywood'un, ışıkları ve erişebileceği alanları düşünürsek, gerek sinema gerek ise medya sektörü için insanları yönlendirmek adına en uygun araçlardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İşte Hollywood'u Hollywood yapan da bu siyasi hat geriliminde sergilediği tutumuydu. 1934'de  Kaliforniya valilik seçimlerine aday olan ve Kuzey Amerika ile Avrupa'nın çoğunu merkezine alan -Dünya Ekonomik Bunalımı olarak da geçen- Büyük Buhran sonrası seçimi kazanması muhtemelen olan Demokrat sosyalist Upton Sinclar'in Cumhuriyetçi Frank Merriam karşısında seçimi kaybetmesi için çok büyük bir güç gerekiyordu. Bu güç de, insanların ellerindeki son kuruşlarıyla, kaygılarını kapıda bırakacakları bir uğraştı...yani sinema! Sinema ve Hollywood'un sahte gerçekliği, yapılan sahte prodüksiyon Sinclar'e mağlubiyet getirmişti. 

Hollywood'un büyük film stüdyolarının başkanları, büyük ölçüde Sinclair'in kendi filmlerini çekmeleri için işsiz film işçilerine boşta kalan film stüdyolarını devretme önerisi nedeniyle EPIC'e -End Poverty in California- şiddetle karşı çıktılar. Stüdyo başkanları, film şirketlerini Florida'ya taşımakla tehdit ederek ve Sinclair'in Cumhuriyetçi vali rakibi Frank Merriam'ın kampanyasını finanse etmek için çalışanların maaş çeklerinden para keserek tepki gösterdi. Kaliforniya'nın basılı medyadaki en etkili isimlerinden ikisi olan William Randolph Hearst ve Harry Chandler, gazetelerini Merriam'ın kampanyasını desteklemek ve Sinclair'e saldırmak için kullandılar.

Fincher'ın Hollywood Rüyası: Mank


Mank, Citizen Kane'i anlatmıyor fakat hemen hemen her sahnede bu ses getiren eserden besleniyor. Yönetmen David Fincher ve filmin prodüksiyon tasarımcısı Donald Grahamn Burt, filme en uygun şekilde eski mekanlar için İspanyol kolonileri ile Glendale tren istasyonu, Biltmore Hotel balo salonunu ve Wilshire'daki Art Deco Bullock'un mağazası gibi konumlarını filme dahil ederek 1930'lardan çok az değiştirilmiş tam bir dönem lokasyonları olan Los Angeles destinasyonlarını seçmişler. Fincher'ın, Mank'ın saldırganlığını ifade etmek adına kullandığı en önemli objelerden biri ise Citizen Kane'in de yazıldığı gerçek lokasyon olan, Kember Campbell Çitfliği'nde, bir bungalovda çalışırken Herman'e tedarik eden likör kutusuydu. Bu çok fonksiyonlu ödül kutusu, bir sarhoşu memnun edebilecek kadar büyük, ama bir karakterin onu şömineye fırlatabileceği kadar hafif olması gerekiyordu. Filmde, senaryo ortaklarından olan Orson'un onu nasıl fırlattığına şahit oluyoruz.


Aday Olmasını Sağlayan Unsurlar

Peki Mank'ı tam 10 kategoride aday olarak görmemizin nedenleri neler? Öncelikle film ile ilgimi çeken bir kaç noktayı sizinle paylaşmak isterim. Prodüksiyon tasarımcısı Donald Graham Burt ve kostüm tasarımcısı Trish Summerville, siyah beyazda nasıl çalışacaklarını görmek için renkleri ve kumaşları uzun uzun test etmek zorundaydılar. Ancak efektin uygulanılış biçimi, renklerin tamamen ham halde dikte edilmesine izin vermedi. Burt, "Bazı renklerin siyah beyaz olarak çok güzel fotoğraflandığını gördük, ama sahneleri bir karnavaldaki eğlenceli bir anıymış ya da evin içindeymiş gibi göstermek oyuncuların mor bir odaya girip 'Aman Tanrım' demesini istemedim."

Filmin kostümcüsü Trish Summerville, Oldman'ın Mankiewicz'ini ayyaş ve şişkin bir biçimde göstermek için titizlikle çalışmış. Oyuncunun etinin beline doğru sarkıyor gibi gözükmesi için kostümleri oldukça sıkı dizayn ederek, o mayhoş görüntüyü vermeye çalışmış.

Siyah beyaz olma özelliği taşıyan ve müthiş bir teknik altyapı ile çekilmiş film, 1930'ların Hollywood sineması tarzında, flashbackler, noir tarzı ışıklandırma ve ekolu ses kullanılıyor. 8K çekilmesine rağmen görüntü yönetmeni Erik Messerschmidt, 30'ların çekimini bize yansıtmak uğruna, HD görüntü kalitesinden bazı kısımlarda ödün vererek, sigara yanıkları, tozlar ve kırılmalar ekliyor. Fincher bu sayede Citizen Kane'a yakın bir görüntü elde ediyor.

Bunun dışında Fincher'ın 30 senelik yadigar bir senaryoyu, hem de 1930'ların Hollywood'una dönüştürerek günümüzden bir bakış sağlaması oldukça etkileyici. Citizen Kane benzerliği, fakat bu benzerliğin ötesinde bir biyografi ortaya çıkartmak... Gerçekliğin ve hayal gücünün bir perdede birleşmesi kesinlikle.


Kazanır Mı?

Mank, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Gary Oldman), En İyi Kadın Oyuncu (Amanda Seyfried, En İyi Görüntü Yönetmenliği (Erik Messerschmidt) ve 5 farklı daha dalda, iddiaki bir biçimde aday! Hepsini veya kaçını kazanır bilinmez fakat Fincher'ın ve Messerchmidt'in bu filmle yönetmenlik ödüllerinden birini alarak eve döneceğini biliyorum. Filmin görüntüleri ve kullanılan teknik altyapı, gerçekten günümüze göre türüne rastlanmayacak seviyede. Yokluktan varlık belki çıkartırsınız, çıkartırsanız da parlarsınız fakat varlıkta, hiç yokmuşcasına bir görüntü çıkartmak için uğraşmak.. işte bu bence daha zor. Mank, Görüntü Yönetmenlik Oscar'ını alır!

Bunun dışında 93. Akademi Ödülleri'nde Gary Oldman mayhoşluğu esebilir. Oldman'ı baştan sonra tanımak benim için zor oldu. Tüm film boyunca gözümü ısıran agresif bir oyuncu izledim. Oldman'ın oyunculuğu bu manada taktir edici ancak adaylara bakılırsa bu sene ödülün Oldman'a gideceğini düşünmüyorum -bence kesinlikle performansa göre bir ödül takdim edilmeyecek- Fincher'ın ismi ve senaryoyu bizlere aktarış biçimi ile En İyi Film ödülünü alabileceğini düşünüyorum. Bir biyografi filmi olsa dahi, yadigar senaryonun -ithaf ettiği ögeleri içinde barındırması sebebi ile- başarılı ve  En İyi Film ödülünü alması için yeterli olduğunu düşünüyorum. Yalnız, hikaye daha vurucu ve Mank'ın acizliği artırılarak da anlatılabilirdi. Notumu da buradan kırıyorum. Gelelim Amanda Seyfried'in gerçeklikte kendini kaybetmiş Maria Davidson'u aktarış biçimine. Seyfried taktir edilesi bir performans sergilemiş olduğu kabul, fakat aynı filmin ifade ediliş tarzı veya Oldman'ın karakterini sindirmesi gibi, Seyfried de sönmüş bir öfke ile karşımıza çıkıyor. Bu öfkenin var olması gerektiğini düşünmemin sebebi, öncelikle Mank'ın ses getirmenin ötesinde bir eserden pay alarak bu sanatı sanat için yapmanın ötesinde oldukça politik bir değer de taşıyor olması. Gerçeklik bu eserde en öne çıkan unsur. Gerek senaryoda, olay örgüsünde, karakterlerde ve görüntülerde. Bu öfke bana kalırsa yalnızca görüntüde iyi bir şekilde aktarılmış. Yahu olay dönemin en çalkantılı siyasi karmaşasının içinde geçiyor. Film endüstrisi, bir kampanya için kullanılıyor ve insanlar sanatını icra ettiği veya onlara başka şans bırakmadıkları için vicdan azabından ölüyor. Kaldı ki Orson ve Mank arasındaki öfke bile bize iyice yansıtılmış değildi. Bizi bekleyen ve ruhumuza geçmesi gereken en önemli duygu öfke olmalıydı. Ancak ne Fincher ne de oyuncularımız bu öfkeyi bizlere doğru aktarabilmiş durumda. Bana kalırsa Fincher, oldukça politik bir eseri aktarırken "gerçekliği" görmek istemiyor ya da sanat kaygısı bu gerçekliğin -görüntü ile- önüne geçmiş durumda. Kısaca Mank'ın, adaylıklara sert bir giriş yapmış olsa da eli dolu bir şekilde sahnede olacağını düşünmüyorum. 


Oscar Masası'nda yazılarımız devam ediyor, takipte kalın!

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.