Oscar Masası #4 Trial of the Chicago 7 | Hızlandırılmış Paket

 


Oscar Masası Yazı Serisi Nedir?

İki yıl önce yaptığımız ve hem sizin hem bizim çok memnun kaldığımız bir seri olan Oscar Dosyaları yazı serisi, 2021 Oscarları için Oscar Masası ismiyle sizlerle buluşacak. Bu yazı serisinde filmlere daha çok Oscar organizasyonu üzerinden yaklaşacağız. Aday olduğu kategorilerden giderek, bizce hak edip etmediğinden tutun, hangi özelliklerin bu filmlerin aday olmasını sağladığına, filmlerdeki detaylardan tutun, ödülü kazanmalarını sağlayacak olan artılara veya kaybetmesine sebep olacak olan eksilerine değineceğiz. Her yazının sonunda da aday olduğu ödülü bize göre kazanma yüzdesini sizlerle paylaşacağız. Ana sayfamızdaki etkinlikler kısmından diğer Oscar içeriklerimize ulaşabilirsiniz. 

If blood is going to flow, let it flow all over this city!

Konu Oscarlar olunca haliyle gerçek hayat uyarlaması filmlere de bol bol yer vermiş oluyoruz. Bu seneki yazı serimizde daha önce Judas & the Black Messiah filmine mercek tutmuştuk, ona da sitemizden ulaşabilirsiniz. Bu yazıda ise bu yıl en kritik ödüllerde adaylığı bulunan Trial of the Chicago 7 filmine değineceğiz, aynı türde oldukları için de öncelikle biraz karşılaştırma yaparak başlamak istiyorum. Judas & the Black Messiah filmini izlediyseniz veya yazımızı okuduysanız fark etmişsinizdir, çok ciddi ve gerçekçiliğe önem veren ve bu uğurda ana akımda yer alan bazı izleyicileri kaybetmeyi göze alan bir yapım. TC7 ise bunun tam tersi. Netflix filmi olmasının da katkısı olacaktır ki film çok izleyici dostu ve bu uğurda hem gerçekçiliğini hem de ciddiyetini kaybetmeyi kabullenmiş. İzlerken bunları bozan zorlama mizah sahnelerine ve izleme zevkini arttırmak için eklendiği çok belli olan yapay sahnelere sahip. Bu bir eksi sayılamaz çünkü aslında filmin türünü belirlemekten farksız bence, böyle yapmayı tercih etmişler. Önemli olan bunu nasıl yaptıkları; ona da yazı boyunca zaten anlatacağız ancak kısaca söylemek gerekirse bence kendi klasmanında başarılı. Judas & the Black Messiah filmine dönecek olursak, benim tercihim onun ciddiyetinden yana olur. Bu bence çok daha cesur bir hamle ve etkileyiciliği arttıran bir etken. Alakasız filmler de olsa bu iki filmin üzerimde bıraktıkları etkiyi şuna benzetebilirim: Biri Watchmen ise diğeri Spider-Man: Far From Home. Keyifli ve zevkli olmasına rağmen sadece bu kadar olmakla kalıyor Trial of the Chicago 7, bunu tercih ederek yapıyor ve tercihini hakkıyla yerine getiriyor fakat sonuç bundan öteye gidemiyor. Judas & the Black Messiah ise ciddiyeti sayesinde bende biraz daha uzun süreli bir etki bırakmayı başarmıştı. Sanırım yapmak istediğim karşılaştırmayı aktardım, artık tamamen filmimize odaklanabiliriz.




Filmin girişine değinerek başlamak istiyorum. Tam 7 dakika boyunca hızlı bir şekilde bize o dönem yaşanan olayları ve paralel olarak ana karakterlerimizi tanıtıyor. Yaşanan kötü, trajik olaylar anlatılırken ise arkada hızlı ve neşeli bir şarkı kullanılmış. Bu güzel kontrast hem bizi filmin temposuna hem de tarzına hazırlıyor: Çünkü filmimiz hem hızlı hem de içimizi karartmak istemeyen bir film. Filmin tamamı girişi kadar hızlı olmasa da izleyiciyi alıştırmak ve hemen filmin içine girmesini sağlamak adına (hızlı filmlerde bence çok önemli bir kriter.) çok başarılı olmuş. Ardından bu hız tüm filme yayılıyor ve bunun bir sebebi var: Anlatılan süreç ve olaylar çok fazla. Film uzun bir mahkeme sürecini konu alıyor ve haliyle içinde bir sürü olay barındırmakta. Tüm bunları iki saate sığdırmak için ise bir hayli hızlı ve tempolu olması lazım, bunun da hakkını veriyor. İzlerken aslında dizisini yapmalık bir senaryo olduğunu düşündüm (When They See Us gibi 4 bölümlük bir işe çok yatkın.) ve hala bu fikrimin arkasındayım ancak filmin sunuş tarzından da memnunum çünkü bunun üstesinden gelmeyi başarmış. 


Bu kısımda özellikle kurgunun hakkını vermek lazım. Alan Baumgarten kariyerindeki 2. Oscar adaylığına hak kazandığı bu filmde bence kariyerinin zirvesine ulaşmış. Bu kapsamlı senaryoya rağmen kurgu izleyiciyi sürekli elinde tutmayı başarıyor ve bir an olsun dikkatinizin dağılmasına izin vermiyor. Hızlı olmasına karşın aynı zamanda kolay takip edilebilir hale getiriyor filmi. Aynı zamanda filmin sahip olduğu gerçekçilikte de kurgunun payı var; bazı sahnelerde kısa süreliğine kullanılan gerçek görüntüler en büyük örneklerinden. Geçmişte yaşananlara değinilirken kullanılan çapraz anlatımda da filmin temposunu korumayı başarmış ve bu da yine kurgunun hünerlerinden biri. Aaron Sorkin'in senaryosunu üstlendiği Social Network'deki kadar başarılı bir kurgu olmasa da, ki kurgu Oscarı'nı  kapmayı başarmıştı o filmde Kirk Baxter, bu filmde de çok iyi bir işe imza atılmış.




Hazır adı geçmişken Aaron Sorkin'e gelelim. Yönetmenliğini  üstlendiği 2. filmi ve açıkçası yönetmenlik açısından çok bir olayı olduğunu söyleyemem, ancak senaryo cephesinde Sorkin kalitesini korumaya devam etmiş. Daha önce Social Network ve Steve Jobs gibi benim şahsen beğendiğim yapımların senaryosunu hazırlayan Sorkin, yine hakim olduğu türde başarılı bir iş ortaya koymuş. Anlatımdaki kolaylığı ve hızına, barındırdığı içerik kalabalıklığına rağmen filmin izleyicileri her daim kendinde tutması senaryonun da en büyük başarılarından biri. Fazla diyalog üst üste binmişken, izleyicinin ilgisini tekrar toparlamak için nispeten daha hareketli sahneler çok doğru anlara yerleştirilmiş. Diyaloglar ise izleyiciyle adeta oynuyor; yeri geldiğinde gaza gelmenizi sağlıyor yeri geldiğinde sinirlerinizin bozulmasını veya gülmenizi. Bu da yine bizi bence filmin en büyük özelliğine götürüyor: Senaryo ve kurgu işbirliği sizi filmde her an tutmayı başarıyor. Aynı zamanda tabii ki tüm bunlar akıcılık anlamına da geliyor. Oscar'ı kazandığı Social Network'te olduğu gibi (ki bence köküne kadar hak ediyordu.) Sorkin bu filmde de senaryosunda izleyiciyle oynadığı oyunları ve akıcılığı devam ettiriyor. Üstelik çok daha hızlı bir film olduğu için bunu yapması bu sefer daha zordu. Fakat burada işe bir başka nokta giriyor: Gerçekçilik. Evet Trial of the Chicago 7 kalabalık bir film olduğu için Social Network'un yaptığını yapması çok daha zordu; Ancak bence bunu yaparken Social Network filmi için en önemli olan noktadan feragat etmiş. Gerçekçilik. Social Network'ün aksine bu film zorlama mizah, absürt denebilecek anlar ve filmin akışını sağlamak için uydurulduğu belli olan kısımlara sahip. Social Network bunların hiçbirini barındırmadığı için Trial of the Chicago 7 bence hiç mi hiç bu seviyede değil, başarılı olduğunu düşünsem dahi. 


Bu kısa ve kalabalık filmde zor şartlara rağmen karakterlerin bir kısmına ufak ufak sahnelere konulan diyaloglarla bir gelişim sağlanmış. Bu da senaryonun bir başarısı sayılabilir çünkü günümüzde iki saatte iki karakterin gelişimini anlatamayan yığınla film var, kalabalığa rağmen az buz gelişimi aktarmayı başarmış senaryo. Buna sadece gelişimler değil aile ve karakter bağları vs. de dahil tabii. Ancak senaryonun bir diğer eksisi de akıcılığı sürdürebilmek için tarihte yaşanmayan bazı sahneler eklenmesi. Yazının başında da dediğim gibi film seyirciyi çok önemsiyor ve konuda çok fazla unsurdan feragat etmiş, ne yazık ki gerçekte yaşanmayan olayların eklenmesi de bunlardan biri. Dilerseniz gerçeklikle örtüşmeyen kısımlara internetten bakabilirsiniz. Bu yazı spoilersız olduğu için burada örnek veremiyorum ancak çok fazla örnek mevcut. Sonuç olarak bu da benim için Sorkin'in senaryosunun olumsuz yönlerinden biri.



Aday Olmasını Sağlayan Unsurlar


Bildiğiniz gibi gerçek hayat uyarlaması filmlere Oscar bayılır, bu film de onlardan biri. Aynı zamanda genel izleyiciye oynayan hamleler yapması da avantajını arttırmış. En iyi film ve orijinal senaryoya olan adaylıklarını hak etmediğini söyleyemeyeceğim, her sene bu tarz filmlerin bir kısmı aday olmayı başarıyor (Hatta bazen kazanıyorlar!) ve artık buna alıştık. Bu kontenjanın da bu sene Trial of the Chicago 7 ile dolması beni pek üzmedi, kimleri kimleri gördük buna üzülecek halimiz yok. Hak etmediğini düşündüğüm tek adaylık sanırım sinematografi. Filmin beni etkileyen, değinmek istediğim sinematografi başarısı bulunmuyor, bence ortalama bir iş ortaya konmuş. 


Kazanır Mı?


Orijinal senaryo için çok güçlü bir aday olmasına rağmen, belki de en yakını, Aaron Sorkin'in Social Network ile ödüle kavuşmuş olması bence kendisi adına bir eksi. Eğer ödülü o akşam kazanamasaydı bu seneki törende kazanacağına kesin gözüyle bakabilirdik. İkinci ödülü olması hesapları biraz karıştıran bir durum, bu yüzden net bir şey söylemekten kaçınacağım. En iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Sacha Baron Cohen'in aday olması büyük bir başarı olsa da bence ödülü kapması çok zor bir durum. Kurguda ise Promising Young Woman güçlü sayılabilecek bir rakip olmasına rağmen bence Trial of the Chicago 7 ödülü hak ederek kazanacak. (The Father'ı henüz izlemedim, onu hesaba katmadan söylüyorum.) Sinematografi de bir üstteki paragrafta anlattığım gibi bence aday olması bile ilginç bir durum. Umut ediyorum ödülü kazanamaz, hak etmiyor. Son olarak da en iyi film ödülünü kazanması bence uçuk bir durum olur. Tahminim kazanamayacağı yönünde fakat Oscarlar'ın bu tarz filmlere büyük ödülü vererek herkese sürpriz yaptığı örnekler var. Bu yüzden kapıyı tamamen kapatmasam da, bence imkansıza yakın bir olasılık. Yaşanmaması gereken bir olasılık.




Sonuç olarak Trial of the Chicago 7 senaryosunda eksikler olduğunu düşünmeme rağmen kurgu işbirliğini başarıyla sağlayarak tempolu ve akıcı bir deneyim sunan, bazı tercihlerini olumsuz karşılamama rağmen iki saat boyunca bana keyifli anlar yaşatmayı başaran ciddiyet ve gerçekçilikten uzak, genel izleyiciye hitap eden bir Netflix filmi olmuş. İzleyenlerin keyif almayacağını veya memnun kalmayacağını sanmam fakat etkileyicilik olarak türünün diğer örneklerinin gerisinde kaldığı bence kesin. Bu nedenlerle Judas & the Black Messiah kadar başarılı bulmasam da iki sene öncenin adaylarından olan BlackKklansman'dan bence daha başarılı bir film. Oscar Masası serimizde iyi bir yol kat ettik, devamı için takip etmeye devam edin!

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.