Oscar Masası #7 Nomadland | Abartı


Oscar Masası Yazı Serisi Nedir?


İki yıl önce yaptığımız ve hem sizin hem bizim çok memnun kaldığımız bir seri olan Oscar Dosyaları yazı serisi, 2021 Oscarları için Oscar Masası ismiyle sizlerle buluşacak. Bu yazı serisinde filmlere daha çok Oscar organizasyonu üzerinden yaklaşacağız. Aday olduğu kategorilerden giderek, bizce hak edip etmediğinden tutun, hangi özelliklerin bu filmlerin aday olmasını sağladığına, filmlerdeki detaylardan tutun, ödülü kazanmalarını sağlayacak olan artılara veya kaybetmesine sebep olacak olan eksilerine değineceğiz. Her yazının sonunda da aday olduğu ödülü bize göre kazanma yüzdesini sizlerle paylaşacağız. Ana sayfamızdaki etkinlikler kısmından diğer Oscar içeriklerimize ulaşabilirsiniz. 

 I maybe spent too much of my life just remembering, Bob.

Şüphesiz, bu sene tahminlerin yarısından fazlası büyük ödül için Nomadland'i uygun görüyor. Normalde bu tarz filmler için yazı hazırlarken çok hevesli ve istekli olurdum, bu senenin diğer adaylarında da yaşadım bunu. Ancak Nomadland için tam tersi yaşandı: Bu yazıyı hiç hazırlamamayı bile düşündüm. Bunun sebebi filmin hak etmediği türden bir değer, beklenti ve ödül yağmuruna tutulduğunu düşünüyor olmam. Aynı zamanda filmin karamsar ve can sıkıcı, durgun, yavaş atmosferi de yazıya olan isteksizliğimi arttırıyor. Tabii ki tüm bunlara rağmen senenin önemli etkinliklerinden önemli ödüllerle dönen ve pazar gecesi gerçekleşecek olan törenin de en beklentili yapımı olan Nomadland'in yazısını yazmamayı sitemize yakıştıramadığım için bu yazıyı hazırlamaya karar verdim. Tahminimce diğer yazılarımızdan biraz daha kısa olacak.


Bu cümleyi kurmayı hiç istemesem de bence film haddinden fazla yavaş ve durağan. Kendi içinde yarattığı bir atmosfer var, ancak filmin süresi olan 1 saat 48 dakikaya yayılabilecek bir içerik yok. Bunun sonucunda da bir noktadan sonra film benim için boşluğa düştü. Özellikle ilk bir saatten kendi adıma çok memnundum çünkü ilginç bir hayatı sunuyordu film ve aslında bu süreyi bunu tanıtarak kullanıyordu. İnsanların neden böyle hayatlar yaşadığını, bazı zorlukların nasıl üstesinden geldiklerini geçimlerini nasıl sağladıklarını vs. dinlemek olumlu bir ilerleyişti. İlk bir saatten sonra ise elindekiler tükenince film izleyiciye bir yenilik sunamaz hale geldi. Yaşam tarzıyla ilgili yeni bilgiler ve bizlere farklı gelen olaylar göremedik. Yaşam tarzının ilginçliğinden uzaklaşarak karakterimize ağırlık vermeye başladı ve maalesef karakterimizin de ilginç bir yanı yok. Hal böyle olunca filmin ilk saati kendi adıma bir saat gibi hissettirirken, son 48 dakikası iki saat etkisi yarattı. Özetle yavaş ama ilginç ve keyifli bir şekilde ilerlerken, aniden yavaş ve insanı sıkan bir noktaya geldi. Daha önce görmediğim yaşam tarzını öğrenme sürecini çıkarınca, filmin %80'inde birbirine benzer müzikler eşliğinde yol manzaraları ve günlük aktivitelere (Tuvalet ihtiyacı giderme, çamaşır vs. ) yer verilmiş oluyor. Yenilik sunmadan öğrendiğimiz şeylerin zorluklarını anlatmaya koyuluyor. Bu gündelik şeyler ise zaten gerçek hayatta bile can sıkıcıyken bir filmin bunlara bu kadar yer vermesi bence büyük bir hata. Bu hatanın da sebebinin paragrafın başında değindiğim içerik eksikliği olduğunu düşünüyorum. İçerik doygunluğu olan bir film, bu tarz manzaralarla ve hepimizin deneyimlediği gündelik işlerle bence bu kadar vakit kaybetmezdi, kaybetmemeliydi.

Filmin en beğenmediğim özelliğinden yukarda bahsettim ve bu maalesef çok büyük bir problem çünkü hem akışı hem de filmin bütünlüğünü etkiliyor. Son 48 dakika sonunda da damağımda kötü bir tat bırakmış oldu. Aynı zamanda harcanan bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum filmin. Tabii ki tüm bunlar filmi hiç beğenmediğim anlamına gelmiyor, beğendiğim yanları da var. Bunlardan ilki filmin bize bu hayatı tanıtışı. Türüne az rastlanan bir yaşam şekli olduğu için hakkında öğrendiğim her şey ilgimi çekmeyi başardı. İnsanların böyle yaşamaktaki motivasyonlarını, sebeplerini ve bazı sorunlara buldukları pratik çözümleri izlemek de keyifliydi. Bunun yanı sıra bence filmin en büyük başarısı atmosferi. Özellikle kalabalık sahnelerdeki kamp ortamı filmin sizi içine almasını kolaylaştırıyor, filmde de en sevdiğim sahneler o kısımlar. Bunun dışında geniş planlı manzara çekimleri çok estetik ve aynı zamanda atmosferi arttıran etkenlerden biri. Takdir ettiğim bir diğer kısım da mekan seçimleri haliyle.


Karakterlere gelecek olursak ben yaratıcı veya ilgi çekici tek bir kişi görmedim açıkçası. Filmde bol bol minik hayat hikayesi ve anekdot bulunmakta ancak hiçbiri etkileyici veya tatmin edici değil. Muhtemelen birkaç hafta sonra aralarından birini bile hatırlamayacağım ki bu da etkisiz olduklarının kanıtı kendi adıma. İlgi çekici olmadığını düşünmeme rağmen filmdeki diğer karakterlere nazaran en iyileri ana karakterimiz. Yalnız ve toplumdan kopmuş, ayrışmış insanlar arasında bile en yalnız ve aslında onlardan bile ayrışmış olan kişi ana karakterimiz. Film boyunca etkileşimde olduğu karakterlerin büyük bir kısmıyla iyi anlaşmış olsa dahi sonuç olarak onlar gibi olamıyor ve yalnızlığa mahkum kalıyor. Karakterimizin geçmişte yaşadıklarıyla yüzleşme ve aslında hayatının geri kalanını nasıl yaşayacağına karar verme konusunda içsel tartışma ve mücadelesini izliyoruz ancak bu beni izlerken pek tatmin etmedi. Özellikle filmin finaliyle beraber bir karakter gelişimi olmadığını düşünüyorum ve bu da gözümde daha da kötüleştiriyor durumu. Sonuç olarak filmin beni memnun eden bir senaryosu yok. 

Frances McDormand ise yine çok başarılı. Özellikle neşeli anlardaki mimikleri ve samimiyeti harika. Gerçekçiliği en çok arttıran şey de bu sahnelerde kendisinin performansı. Yine de henüz yeni sayılabilecek bir tarihte Oscar'a hak kazandığı için bu sene pek güçlü bir aday sayılmaz ve açıkçası her ne kadar iyi bir performans ortaya koysa dahi geçmiş performanslarıyla karşılaştıracak olursak bence kendi ilk üçüne girmesi çok zor. 

Yönetmen Chloe Zhao'nun izlediğim ilk filmi bu, o yüzden herhangi bir kıyaslama yapamayacağım. Yine de gelecek için çok şey vaat ettiğini söyleyebilirim, henüz genç bir isim. Kendisi Nomadland'in hem senaryosunu hem yönetmenliğini hem de kurgusunu hazırladı ve ortada beğenmediğim noktalar olmasına rağmen seneye damga vurmuş bir iş var. Bu kadar yankı uyandırıp ödülleri toplayan birinin başarısı göz ardı edilemez. Kendisinin gelecek yapımlarını da merakla bekliyorum.


Kazanır Mı? 

Açıkçası bu sorunun cevabını zaten bir sürü eleştirmen haftalardır veriyor ve filmin topladığı ödüller de ortada. Nomadland bu senenin en büyük adayı konumunda ve en iyi film ödülünü kazanmaya en yakın aday. Filmi izledikten sonra kafamdaki kazanma yüzdesi bir tık düşmüş olsa dahi hala benim de en güçlü adayım, ne yazık ki. Yine de ben bu sene sürprizlere açık olma taraftarıyım en iyi film dalında. Kadın oyuncu tarafında ise yazıda da değindiğim gibi Frances McDormand'ın bu sene kazanma ihtimali bence pek yüksek değil. Hem kendisinin diğer performanslarına nazaran çok öne çıkan bir performansı yok hem de henüz 3 sene önce ödüle sahip olmuştu. Tabii şunu da ekleyelim, Frances McDormand aynı zamanda filmin yapımcısı olduğu için filmin en iyi film seçilmesi durumunda da sahneye çıkarak ödülüne kavuşacak. Kurgu kategorisi sanırım filmin en az iddialı olduğu yer ve bu yüzden de kazanma ihtimali oldukça düşük. En iyi yönetmen ve sinematografi içime sinmese bile kazanma ihtimali düşük olmayan taraflar bence. Yönetmenin şansının sinematografiden bir tık daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Son olarak uyarlama senaryo ise bence filmin kazanmayı hiç hak etmediği ve kazanmaması gereken bir dal. Düşük bir ihtimal olsa dahi kapıları tamamen kapatmamamız gereken bir dal.



Yazı serimizde en iyi filmleri tamamladık sayılır, tek eksik şu an Minari ve o da yakın zamanda sitemizde yayınlanacak. Onun dışında az adaylı filmleri genel bir yazıda değerlendireceğiz ve hafta sonu da tahmin listemiz yayınlanacak. Pazartesi ise ödül töreni sonrası değerlendirme yazımız okurlarımızla buluşacak ve bu yılki oscar serimizi de tamamlamış olacağız. Takipte kalın!

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.