Quiet Place Part 2 | Durmak Yok Yola Devam



Dün Space Jam 2, bugün A Quiet Place Part 2. İyi açıldık, umarız bir daha kapanmayız. Amerika'da aylar önce vizyona girdiğinden dolayı pek çok kişi internetteki kaynaklardan filmi izlemiş olmasına rağmen, Quiet Place 2 ülkemizde 16 Temmuz Cuma günü vizyona girecek. İlk filmi oldukça beğeni topladıktan sonra adım adım bir film evrenine dönüşen Quiet Place'in aslında biz bu yazıyı hazırlarken 3. filmi için de çalışmalar sürüyor. Aynı zamanda seriyle bağlantılı spin-off içeriğinin geleceği de biliniyor. Haliyle aslında giderek büyütülen bir film evreninin ikinci halkasını değerlendireceğiz bu yazıda. 


İtiraf etmem gerek, ilk filmi ikinci filmin basın gösterimine davet edildiğimiz zaman izledim, yani yaklaşık 3 gün önce. Bu yüzden bu yazıda ilk filmden de birkaç noktaya değineceğim, sonuçta bu bir devam filmi, kıyaslama yapmamız gerek. İlk filmi bu kadar geç, neredeyse üç yıl, izleme sebebim aslında filmin temasına ve türüne olan ön yargım. Bu tip temaları sevmediğim ve genelde izlediklerim de çok kötü örneklere denk geldiği için filmi uzun bir süre erteledim ki 2. film gelince izlemeye mecbur kalana kadar. Lafı daha fazla uzatmadan ilk filmle alakalı şunları söyleyebilirim ki, ihtiyacı olan teknik özellikleri çok başarılı bir şekilde uygulayan, basit korkutma taktiklerine gitmeden heyecan, aksiyon ve atmosferle bu hissi uyandırmaya çalışan bir film. Yarattığı atmosferin sunduğu sonsuz gerginlik, yaratıcı/orijinal detaylar ve hızın kesilmediği kısa bir film olması beni çok memnun etmişti. Kısa bir film olmasının artısı aslında boş sahnelere yer vermemiş olması. İlk filmde gereksiz sahnelere yer verilmeden anlatması gereken her şeyi anlatıyordu, buna final de dahil karakterlerin geçmişleri de. İkinci filmdeyse bu özelliklerin bazıları unutulmuş, kaybolmaya yüz tutmuş.



Bunlardan ilki gereksiz sahneler. İlk filmin aksine ikinci film aslında kendisi hepten gereksiz olduğu için izleyicilerin önüne sürekli yeni bilgiler fırlatıyor. Kimi zaman mevcut karakterlerle ilgili yeni bilgiler, kimi zaman tamamen yeni karakterler kimi zaman da işleyişi sağlamak için ortaya çıkarılan yeni bilgiler bulunuyor film boyunca. Buna aslında biraz film evreninin lore'unu, özünü oluşturmak için atılan olumlu adımlar olarak da bakılabilir ama ilk film benim için başka hiçbir şeyi önemsemeden, evrenle ilgili ıvır zıvır bilgiler vermeden bir ailenin bir arada hayatta kalmak için verdiği gerilim dolu mücadelenin içine bizleri de aldığı için özeldi. Bu özellik devam filminde kesinlikle ortadan kalkmış. Sonuç olarak ikinci filmin de ekran süresi kısa olsa dahi, gösterdiği şeylerin arasında gereksiz ve boşluk durucu kısımlar olduğu açık. Özellikle sonlara doğru bazı aksiyon kısımlarında 'Amaaan, amma da uzattınız be!' dediğimi de söylemeden geçemeyeceğim.


Bu devam filmi aslında üç yıl önce dünyaya gelen abisini çok örnek almış. Onu özel kılan şeyleri uygulayarak kendisini de özel kılabileceğini zannetmiş ancak maalesef işler öyle yürümüyor. Yazının başında ilk filmin atmosferinin ve kullandığı taktiklerin benim üzerimdeki etkileyiciliğinden bahsettim. Bu filmde de bunlar bolca var ve gayet de iyi uygulanıyor, ancak kesinlikle aynı etkiyi hissettirmeyi başaramıyor çünkü ilk filmdeki o etkiyi yaratan şey deneyimdi. İlk defa bu atmosferi deneyimlemek, sessiz kalma zorunluluğunun yaşattığı zorlukları düşünmek, empati kurmak ve filmdeki yaratıklardan kaçış sahnelerinde kullanılan teknikler (Sık sık yapılan açı geçişleri, yaratıkların çok hızlı yansıtılıp ekranda kısa süre yer alması vb.) ilk defa izlerken özel bir deneyim sunuyordu çünkü adı üstünde, bu bir deneyimdi. Ancak ilk filmi deneyimledikten sonra aynı özellikleri ikinci filmde de görünce özel bir yanı kalmıyor. Bir sihirbazlık numarasını izledikten sonra işin sırrını öğrenip, aynı numarayı bir daha izlemek gibi. İlk filmin başarılı yanlarını alması çok olumlu bir durum tabii ama üzerinde yenilikler eklemeyince benim gözümde daha da gereksizleşiyor bu devam filmi. Mesela bu film eğer ilk filmin yerine çıkmış olsaydı ilk filmle ilgili kullandığım olumlu özelliklerin çok büyük bir kısmını bu film için de kullanacaktım muhtemelen. Yine de tüm bunlar bu filmin sıkıcı ve hiç beğenmediğim bir film olduğu anlamına gelmiyor tabii ki. Vurduk ama öldürmedik, sıkılmadan izlenebilecek oldukça akıcı bir film. Sadece dediğim gibi ilk film kadar özel bir film olmadı benim için. Onun gereksiz ve uzaktan bakılınca yapı olarak çok benzeri olan  bir devam filmi. 



'Aha tuttu lan bu, hadi ikincisini yapalım.' mantığıyla hazırlanan bir film olduğunu resmen kendi ağzıyla da belirten devam filmimizin bence ilk filmden bir farkı daha var: mesaj. İlk film yer aldığı janranın diğer örneklerinin aksine bence değerli mesajlar/alt metinler içeriyordu. Buna örnek olarak ben sağırlık temasıyla ilgili olarak kusurları avantaja çevirmek derim siz kardeşini kaybeden kızın bütün aileyi kurtarmasına bakarak her hatanın bir telafisi vardır dersiniz; velhasıl birden fazla yorum geliştirilebilir filmin mesajıyla ilgili. İkinci filmde ise durum bence biraz daha farklı, çünkü burada da abisinden kopya çekiyor. Birebir aynı mesajlar dışında filmde bulunabilecek pek farklı temalar veya alt metinler bulunduğunu düşünmüyorum. Varsa yoksa aynı veya benzerlere ulaşılabilir. Bu da aslında bu filmin gereksiz ve haddinden fazla ilk filme özenen bir film olduğunun kanıtı bence. 


Oyuncu cephesinde Marcus karakterini canlandıran Noah Jupe'un performansı ilk filme nazaran bir gömlek daha iyi. Diğer oyuncular bence ilk filmle aynı seviyede bir performans sergiliyor. Yeni karakterimiz Emmet'in aktörü Cillian Murphy ise bence pek öne çıkan bir performans sergilememiş. Karakteri de zaten biraz duygusuz biri olduğu için ona çok fırsat tanımamış gibi duruyor. Bu arada tipi kıyamet sonrası tarzı filmlere inanılmaz bir şekilde oturan Djimon Hounsou da filmde kısa süreliğine de olsa yer alıyor. Karakter hakkında söyleyebileceğim bir şey yok, Djimon'un tipi hakkında yorumumu yapmak istedim sadece...


Siz yine de Djimon abiye bu dediklerimi anlatmayın.

Son olarak A Quiet Place Part 2'yi bence fırsatınız varsa IMAX'te deneyimleyin, özellikle açılış sahnesini o devasa ekranda deneyimlemek inanılmazdı. İlk filmi seven herkesin zaten bu filme de şans vereceğini düşünüyorum ve vermeliler de. Yazı genelinde olumsuzluklarından bahsetsem de aslında bu ilk filmden daha alt kademe bir film olduğu için. Yoksa filmin genelinden memnun kaldığımı söyleyebilirim, ilki kadar özel değil ama yine de bir nebze memnun etmeyi başarıyor. Başta tek başına bir film olarak tasarlanmış gibi gözükse de (öyle olmasa Kranski kendi karakterini daha ilk filmden harcamazdı bence .p) Paramount Pictures bu evreni genişletmekte kararlı duruyor. Belli bir ortalamayı tutturduğu sürece ben bu fikre karşı değilim, gerçi karşı olsam kaç yazar o da ayrı bir konu ama çok batırmamaları koşuluyla bu evrende geçen içerikler keyifli olabilir. Başka bir yönetmenin elinden çıkacak olan 3. film şu an hazırlık aşamasında ve 2 sene sonra vizyonda yerini alacak. O vakte kadar siz de çok gürültü yapmamaya çalışın, ne olur ne olmaz...

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.