Radiant Black İlk 5 Sayı İnceleme | Image'ın Yeni Yıldızı!



Süper kahraman orijinlerinden siz de sıkıldınız mı? Artık tükettiğimiz onca kahraman içeriğinden dolayı orijin konseptinden bıkmışız gibi hissediyorum. Marvel her yeni karakter açıkladığında orijin yapmamaları için yalvarır hale geldik. Tanıyorsak direkt atlamalarını, yeni birisiyse hızlıca geçip ana olaya atılmalarını istiyoruz. Bu seri ise bir kahramanın hikayesini anlatıyor. İnanılmaz olan Power Rangers serisi ile tanıdığım Kyle Higgins bu sefer yeni bir karakter tanıyor. Gelin ilk 5 sayısı hakkında konuşalım.


İlk sayısı hakkında Şimşek Turu yazısında konuşmuştum ve biraz hikayeden de bahsetmiştim ama yine kısaca tanıtmam gerekirse Radiant Black başarısız bir yazarın hikayesini anlatıyor. Bu Image serisinde aklına bir türlü fikir gelemeyen yazarımız bir umut ile büyüdüğü kasabaya gelir ve orada eski bir arkadaşı ile gizemli bir madde bulur. Bu madde karakterimize bir sürü farklı özellik verir. Karakterimiz Nathan, güçlerine alışmaya çalışırken ana kahramanın farklı renkteki kötü hali ortaya çıkar ve onu durdurması gerekir. Son cümlenin tam bir Marvel klasiği olduğunun farkındayım.



Dürüst olacağım serinin ilk üç sayısı baya düz hissettiriyor. Size karakterleri tanıtıyor ve ardından karakterin güçlerine alışmasını anlatıyor. Hatta hikaye hızı olarak da bana baya Ultimate Spider-Man serisini hatırlattı. Yazar işi baya yavaş alıyordu ve bu da beni biraz korkuttu. Bu üç sayıda serinin ise çok güzel yakaladığı bir şey var. O da karakterler. Karakterlerin yazımı çok doğal, gerçekten ilişki kurabileceğiniz karakterler. Üçüncü sayının çok büyük bir kısmı ana karakterimiz Nathan’ın bilgisayar başında kitabına nasıl başlayacağını düşünmesini içeriyor. Bunu çok yaşamış birisi olarak baya eğlendim. Dediğim gibi ilk üç sayı ne kadar klasik bir başlangıç hikayesi gibi hissettirse de karakter yazımı ile gönlünüzü kapabiliyor. 


Gelelim her şeyin değiştiği yere. Seriyi 4.sayıya kadar bırakmayanlar beklemenin ödülünü almayı başarıyor. Kyle Higgins’e güvenimden dolayı bir şeyler yapmasını istiyordum ve hayal kırıklığına uğratmadı. 4.sayı ve sonrasında hikaye hiç beklemediğim bir yöne gitmeye başlıyor ve serinin tüm çizgisi değişiyor. Serinin tonu birden kararıyor. İlk hikayenin sonlarına doğru artık biraz daha Higgins’in Power Rangers’ına dönmeye başlıyor ama bunun hakkında bir sorunum olduğunu söylesem yalan olur. Açıkçası böyle anlatmam çok saçma gelmiş olabilir ama gerçekten sürprizleri bozmak istemiyorum. 



Marcelo Costa’nın stili seriye çok güzel uyum sağlayabiliyor. Dinamik aksiyondan karakterlerin duygusal konuşma anlarına, eğlenceli durumlardan sabit muhabbetlere kadar her yerde güzel bir iş çıkarmış. Bazı anlarda da farklı şeyler denediğini söylemem lazım ki çok havalı duruyor. Rod Fernandes'in de renklendirmeye katkısı gözden kaçamaz. Biraz daha animasyonumsu hissettiriyor ve herkese uymasa da benim biraz daha sevdiğim ve bu tarz bir seriye yakıştırdığım bir stile sahip. 


Radiant Black beni baya şaşırttı. Öyle şaşırttı ki bu yazıyı yazasım geldi ve muhtemelen seriyi incelemeye devam edeceğim. Açıkçası ileride biraz daha bağımsız seri konuşmak istiyorum. Kesinlikle göz atmanızı öneriyorum ve olur da bir gün bu seri bir sonraki Invincible tarzı hikaye olursa bana teşekkür edebilirsiniz. Sonraki incelemelerde görüşmek üzere.


Notum: 8.5

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.