DC vs. Vampires İlk Üç Sayı İnceleme | Çılgınlık


 Zamanında DCeased çıktığında güzel yanıtlar almıştı… O günden sonra her şey değişti. Farklı evrenler giderek arttı, DCeased 2 çıktı, Dark Ages geldi ve bunlar sadece başlangıçtı. DC vs Vampires adlı, gayet düz bir isme sahip, 12 sayılık seri açıklandığında baya sinirlenmiştim. Tynion ve Rosenberg gibi güçlü yazarlarla Otto Schmidt’i bir araya getirse de DCeased’in ateşini kullanmaya çalışıyor gibiydi. Bundan dolayı büyük bir çoğunluk gibi beklentim düşüktü. İlk üç sayısını okudum ve şimdi dürüstçe söyleyebilirim ki DC vs. Vampires… gayet kaliteli bir seri. Evet, bunu demeyi ben de beklemiyordum. 


Vampir krallığı artık bıkmıştır ve yavaştan dünyayı ele geçirmek ister. Tehditleri ortadan kaldırmakla beraber kendilerine müttefik de aramaktadırlar. Justice League’den Green Lantern’ı aralarında katmışlardır ve kendisi yavaştan gücüne güç katacaktır. Batman ve daha birçok kahraman ise yavaştan vampir durumunu farkına varmaya başlar. Herkes vampir olabilir, kimseye güvenilemez. 



Bu seriyi benim için güzel yapan şey farklılığı oldu. DCeased gibi bir salgın veya yayılma hikayesindense bir gizem hikayesi. Ortalıkta ölümler ile kaybolmalar başlıyor ve bunun üzerine şüphelenmeler de gerçekleşiyor. Birbirine güvenmeyen ama aynı tarafta çalışan takımlar kurulurken Vampirler güçlerini arttırıyor. Herkesin birbirinden habersiz ve gizlice çalıştığı bir hikaye okumak gerçekten beklemediğim ama ilgimi çeken bir şey oldu. 


Hikaye kesinlikle inanılmaz değil ama seri çok eğlenceli ki benim bu seriden istediğim de o. Tom Taylor zamanında fazla duygusal aldı bu hikayeyi. Rosenberg ise bunun içine çok güzel Bat-Family diyalogları ve daha birçok olay katarak biraz daha aydınlatmış. Rosenberg diyorum çünkü Tynion’ın bu kadar akıcı okunabilen ve komedi bulunduran bir kahraman hikayesi yazabileceğine inandıramıyorum kendimi. Bence Tynion belli bir hikaye planı kurdu ve Rosenberg de arayı doldurmaya geldi. Her türlü ortaya çıkan şey güzel olmuş.



Bunun yanında vampir tarafını okumak da baya enteresan ve güzel olmuş. Şimdi birazcık spoilera gireceğim o yüzden isterseniz bu paragrafı atlayabilirsiniz. Hal Jordan’ın Justice League üyeleri arasında yaptıklarını çok sevdim. Flash’ı yanına aldığında vampire dönüştüreceğini zannetmiştim, daha hızlı ele geçirmek için hani. Ama zekice bir şekilde metabolizma mevzusu konularak Flash’ı öldürmelerini hiç beklemiyordum. Bu durum seriye olan ilgimi arttırmıştı çünkü her kahramanın vampire dönüşme gibi bir sonu olmadığını gösteriyordu. Yine de Wonder Woman’ı hipnoz gibi bir yöntemle vampir yapmalarını beğenmedim. Fazla kolaya kaçılmış gelmekle beraber ilerdeki karakterlere de aynısını yapıp geçsinler dedirtiyor. Bu durumda biraz sınırlamışlar kendilerini.


Serinin çizeri Otto Schmidt ise çok güzel bir iş çıkarmış ama bu tarz bir hikayeden bekleyeceğim tarzda bir çizim değil. Çizerin dijital tarzı ne kadar akıcı olsa da fazla eğlenceli geliyor bu seri için. Yine de bu büyük bir şikayet değil çünkü çok güzel bir iş çıkarmış ve hikaye bu çizim ile su gibi akıp geçiyor. Aynı zamanda Rosenberg ve Schmidt’i birlikte görmek her zaman kaliteli bir vakit.



DC vs. Vampires çok güzel ve beklemediğim bir sürpriz oldu. Harika çizim, enteresan bir gizem ve eğlenceli yazılmış diyaloglar ile okuması baya keyifli. Arada bazı noktalar güçlü kalmayabiliyor ama serinin gittiği yön gayet ilginç. Sayı sayı incelemek istiyorum ama yetişmezse yine bu tarz yapabilirim. O yüzden şimdilik temiz bir başlangıç diyebiliriz.


Notum: 8.0

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.